« Önceki | Sonraki »

9/10/2006

PDR hababam sınıfında

Şu hepimizin bildiği meşhur Hababam Sınıfı….Binlerce kez bir kuşağa tüm kanallardan izlettirilen,  olmadı bir de yenisi yapılan hababam sınıfı...PDR si var mıydı?

 Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı’nı yazarken  esinlendiği söylenen bir zamanların Hayriye Lisesi , 1945 lerde   resmi okullarda eğitimin niteliği yüksek olduğu için okuyamayan zengin çocuklarının gittiği “palas “bir  okuldu .

Lise mezunları kötü bir lise de olsa mezuniyetten sonra  er olmaz, yedeksubay olurlar, aileleri de oğullarından mutluluk duyardı.

Hayriye Lisesi'ni  anlattığı bilinen Hababam Sınıfı'nda Münir Özkul’ un eşsiz oyun gücüyle canlandırdığı Mahmut Hoca ,resmi okullarda çalışmış  yaşama ve bakış biçimi  ile  genç cumhuriyet anlayışının  eğitimcisi....

Ama  .Hababam sınıfında PDR yoktu.

 

Şimdi PDR icat oldu mertlik bozuldu mu?

Liselerde öğretmenlik yapanlar bilirler, rehberlik servisine sık gidenlere arkadaşları pek iyi gözle bakmaz .

Rehber öğretmenin yaptırım gücü gizlidir

Matematik öğretmeni gibi insanın kafasında not defteri sallamaz .

Öğretmen olduğunda da yani verebileceği herhangi bir ders var ve derse giriyorsa rehberliğine halel gelir, artık kendisi de eğitim dünyasında tarafsız değildir ve öğrenciden yana tavır alması giderek zorlaşır.

Onun görevi okul aile ve öğrenci arasındaki dengeyi sağlamaktır.

Ama en iyi öğretmen olma öğretisi ondadır.

Evet böyledir, ama yazılı ya da  görsel edebiyatımıza, ya da sinemamıza PDR girmiş midir.?

Yoksa eski öğretmenlerin hepsi Jan Jack Rousseau'yu içmiş John Devey'i yutmuş adamlar mıdır?Eğitimde ihtisaslaşma olmadığından mı eskiden PDR yoktur, evet eski anlayışta öyledir.İhtisaslaşma eğitimin yaygın olmaması dolayısıyla azdır.

Eski öğretmenler hem marangoz, hem badanacı, hem kütüphaneci hem sağlık memuru hem de psikolog olma durumunda kalmışlardır.Hepsini saygıyla anmak gerekli.

Hababamın PDR 'si Mahmut Hoca değil miydi?

Şimdiki PDR'nin gelişi  tüm eğitim tarihimizce tepeden başlamış ve yeni yeni köklere inen bir yapıda gözükmektedir. 

İyi ama, üç yaşında bir çocuğun bile bıkacağı kadar çok izlenen  Hababam Sınıfı'nda PDR'nin olmaması ile acaba geçtiğimiz hafta Haydarpaşa Lisesi'nde yaşanan “öğrenci terörü” arasında hiçbir ilişki yok mu?  O okulda  da PDR yok muydu? .

O PDR ci de aybaşında sıcak sıcak eurocuklara ya da cinsi neyse, paracıkları cebe indirip evinde TV karşısında çekirdek mi çitliyordu.?

Çocuklar suçlu muydu?

PDR okul polisi miydi?

Ne olmuştu ?

Gazetelere bir bakalım;

 

"İstanbul Haydarpaşa Lisesi'nde yaşanan ve Türkiye'nin gündemine oturan "Öğretmene Terör" olayı karşılıklı suçlamalara dönüştü.Müdürün oğlu Vedat Varol, olay günü okulda nöbetçi olduğunu belirterek şöyle konuştu:

 "Ben o sınıfta görevli değildim. Dersle hiçbir alakam yok. Sınıf boş olduğu için girdim. Bir anda dumanla karşılaştım. Öğrenciler sis bombası atmış. Babam itfaiyeci olduğu için yangın korkusuna kapıldım. Çocuklar bu panik anımdan istifade etti. Çocukların ağızları kokuyordu. İçkili olduklarını tahmin ediyorum. Bir olaya meydan vermemek için alttan aldım. Olayı görüntülemeye çalışan bir öğrencinin telefonunu aldım. Ama başka bir öğrenci daha çekmiş. Durumu okulun başmuavinine bildirdim. Yıl sonu olduğu için işlem yapmadılar. Benim elimde dilekçem var."

'OĞLUM SUÇSUZ'

Öğretmen Vedat Varol'un, İstanbul'da geçmişte milli eğitim müdür yardımcılığı ve itfaiye müdürlüğü yapan babası İsmail Varol, oğlunun o olayda itidali elden bırakmadığını ve yeni görevlendirildiği lisede mağdur edilmesinden endişelendiğini söyledi. Okuldaki pek çok olayın yönetim tarafından gizlendiğini anlatan İsmail Varol, öğrencilerin öğretmenlerin karşısında sigara içtiklerini, sınıfların lambalarıyla kılıç oyunu oynadıklarını hatırlatarak "Okul yönetimi bu olayda da ağırlığını koyabilirdi. Nedense olayı görmemezlikten geldiler" dedi.

. Müfettişler çocukların ifadelerini aldı. Hiçbirinin ifadesinde yangın bombası geçmiyor. Öğretmenin yönetime şikayeti olmadı. Başkalarının şikayetleri var. Onunki neden yok? Pisliğini kapatmak için her tarafa pislik atmaya çalışıyor" dedi.

MEB meydana gelen okullardaki şiddet olaylarını masaya yatırmak için harekete geçti. Önümüzdeki hafta Bahçelievler Öğretmenevi'nde, Milli Eğitim Bakanlığı'nda görevli genel müdürler, okul aile birlikleri temsilcileri, öğrenci velileri ve okulların rehberlik birimlerinin katılacağı geniş bir toplantı düzenlenecek……"(sabah).

 

Vay vay vay.....

Bir okul ve eğitim anlayışı ki ...Rehabilitasyon merkezlerimize kimse hiçbir söz edemez .Öğrenciler bir yana Müdür oğlunu savunuyor eğitim kurumu değil adeta.

PDR Yan Gelip Yatıyor :)

Mahmut Hoca emekli.

İtfaiyeci  müdür olmuş.

 

Ölü Ozanlar Derneği

Eğitim ve rehberlik anlayışı üstüne batıda çevrilen filmlerde de PDR yok ,onların Mahmut Hoca'sı da John Keating.

Filmi şöyle özetleyebiliriz ;


 1950 lerde İngiltere’nin tutucu okullarından Welton Akademisi’nde tutucu ve Ortodoks tavırlara karşın genç öğretmen statükocu tavırlara sırt çevirerek okula zıt bir profil çizer.Öğrencilerini nitelikli edebi yapıtlarla tanıştıran öğretmen John Keating (Robin Williams) onların üstünde derin bir etki bırakır ve onların geleceğe ait hayallerinin şekillenmesini sağlar.

Keating’in yaklaşımı kısa sürede okul yönetimi tarafından fark edilir.Okul müdürü Nolan, Keating’i okuldan uzaklaştırma kararı aldığında öğrencileri Keating’ i savunmak için harekete geçerler.   ["Ölü Ozanlar Derneği" ("Dead Poets Society", 1989)  Robin Williams   (1989  en iyi senaryo Oscar ödülü(Beyazperde.com)

 

Evet okulda PDR yoktur ama John Keating belki de tüm eğitim formasyonu alabilecek öğretmenlere pandoranın kutusunu açıp  ;

"Size neler söylendiğinin önemi yok, kelimeler ve fikirler dünyayı değiştirebilir."

Demiştir.

Öğretmenlere bu anlayış yerleştikten sonra PDR olmasa da olur

Rehabilitasyon alanının Welton Akademi olmadığını düşünenler mi var.?

Okullar biraz da hababam sınıfı olmamalı mı?

Mahmut Hoca yeni PDR'ciyi  hala yetiştirmedi mi?

Yeni bir Ölü Ozanlar Derneği kurmanın zamanı gelmedi mi?

Acaba Hababam Sınıfı'nın yeni senaryosuna PDR rolü  eklense Yılmaz Erdoğan mı, Cem Yılmaz mı ,Ata Demirer mi ,Yasemin Yalçın mı, Demet Akbağ mı  Gülse Birsel mi oynardı? :)

Hababam Sınıfı'nı hem izlettiriyor hem  uygulatmıyoruz.

“Şımarık” çocukları sevmeyenlerin özledikleri bir başka eğitim mi var?

PDR ci aile terbiyesi almamış çocukları psikiyatristlere gönderen bir memur mudur?

Okulun maşası mı?

Eğitim bir askeri düzen midir?

Eğitimde çocukların çalışmalarına,

bireyselliklerine önem verip yapabildikleri kadarını yapmaları için teşvik ediliyor mu?

Eğitim onların yaşamını kolaylaştırıyor mu,

mutlu ediyor mu?

İnsanı” üst düzeye” götürmekte  rehberlik eden ona yolu öğreten okulun üst düzey yöneticisi yolu kendisi ne kadar biliyor.?

Her öğretmenin ve eğitimcinin içindeki sırat köprüsü günde kaç kez kurulup kaldırılıyor ve cehennemin bekçisine en yakın öğretmen hiç karşılaşmayandan daha mı kötü ?Eğitimcinin içindeki Demokles’in kılıcı , onun  bağlanmış gözlerinin insafında mıdır?.Evet.

Hal böyle olunca demirden korkan trene binmesin diyebilir miyiz? .

Nerede olursa olsun, özellikle rehabilitasyon merkezlerinde,

bir sorun varsa öğretemeyen öğretmendedir.

Hala utanmadan kullanıldığı gibi öğrencilerimiz  “özürlü” değil

“Kafadan” sakat ya da herhangi bir “sakat”,

yerlere atılarak tezgahta satılacak gibi özürlü ,ya  da defolu tişört ya da tabak değil.

Öğrenmelerinde bazı engelleri var.

Tavşanlara göre daha yavaşlar.

Kimi insanlara göre daha sevgi dolular.

Biricikler.

Herkes gibi bir eşleri daha yok.

Kimilerine göre daha asiler

Algıları öğrenmelerinden çok fazla

Belki çok yavaşlar ama kim ne kadar hızlı?

Yarış atı olmamak kötü mü?

Okullardaki counseller lar yani rehber ve psikolojik danışmanlar

psikolog değil eğitimci, öğretimde bir denge unsurudur.

Öğretmenlerin eğitimci olduğu bir dönemin ekolü ile ayrı bir uzmanlaşmaya sahipler.

Rehber öğretmen arkadaşlarımız; bireysel eğitim alanında çalışanlar, okuldan mezun oldukları gibi  en üst düzey bir konumda bile hep şunu soruyorlar ;

 


yardımcı olursanız sevinirim
2 aydır özürlü öğrenciler ile çalışmaktayım ancak öğrencilere verecek bişeyim kalmadı gibi zaten bu öğrencilerin kapasiteleri oldukça sınırlı...bir pdrci olarak çalışmalarımı nasıl devam ettirmeliyim

PDR Ankara

Bi başkası şöyle;

ben rehabilitasyon merkezinde yeni çalışmaya başladım ve buradaki görevlerimizi tam olarak öğrenmek istiyorum.rehber öğretmenler sadece davranış sorunları olan öğrencilerle ve ailelerle mi ilgileniyor yoksa bireysel eğitimlere de giriyor mu?bireysel eğitime giriyorsa bize uygun olan çocuklar hangileridir?E.Ö.

 

Ve kimi de yanıtlıyor

 

tam bir aydır rehabilitasyon merkezinde çalışıyorum ama hala ne yaptığımı bilmiyorum. Kurum görevlileri ile konuştuğumda bana"bize mecbur tutuyorlar bizde çalıştırıyoruz" imajı veriyorlar.

Aslında bizim yapmamız gerekn belirttiğiniz gibi davranışsal ve psiko-sosyal problemler yaşayan çocuklarla ilgilenmek ve yardımda bulunmak ama benim çalıştığım kurumun yapısı buna müsait değil Ama ben yine de iletişim kuramayacağım çaocukları alamam diye sınır koydum.

 Aldığım çocuklarla da daha çok iletişimsel olmak üzere bireysel eğitim vermeye çalışıyorum.

 Allah sonumuzu hayır etsin... H.K.

 

Amin diyelim tabii .Arkadaşın okulu Welton Akademi'sinden beter gibi görülüyor bu arada. Diğer sorulara karşı arkadaş bu mübarek günlerde allaha havale vermiş.Vedat Nedim Tör'e göre "allaha havale" zaten eski osmanlı efendiliğinin en iyi kendini savunma ve savaşma yöntemiymiş ve yine nüksetmiş.

 "Kağıt üstünde alınması gereken biri var almışlar".Kişilik geliştirmesi gerekenin kişiliği paspas halinde kullanılıyor gibi.Ona da bu "imaj" gelmiş,ya da gönderilmiş ...

Nasıl olsa herkes işi biliyor noolcak ki PDR olmak,fizyoterapist olmak,psikolog olmak hepsi hava ....zaten bir sosyolog arkadaş da şöyle demiş

ben bu zaman kadar çalıştığım bütün kurumlarda bir psikoloğun yapabilceği bütün işleri fazlasıyla yapıyorum buna katlanamıyorsunuz ama yapıyorum yani. hem psikolog olmak insan üstü bişey mi gerektiriyor ki anlamadım üç kulağınız beş tane gözünüz mü var sizin.. Unutmadan söyleyeyim şu anda Türkiye'nin en iyi iki psikoloğu ve kişisel gelişim uzmanı piskoloji bölümü mezunu değil. yani kendini geliştiren herkes pekala psikolog olabilir dimi:)yani elinizdeki kağıt parçasının pek önemi yok...

(Celal yerleşmiş)

 

Yani sayın Yerleşmiş, yerleşmekle kalmayıp taşlaşmış ve kafamıza düşmüş çok güzel bir örnek olmuş.İtfaiyeciden okula müdür olunuyorsa o da psikolog olur tabii.

 

nasıl yapmalı?

 

Tüm bu ciddi havayı kırmak için hazır Hababam Sınıfı'ndan, Ölü Ozanlar Derneği'nden söz etmişken Nikolay Gavriloviç Çernişevsky nin Nasıl Yapmalı isimli eserinden de söz edelim;

 

Çernişevsky Nasıl Yapmalı?’yı 4 Aralık 1862 ile 4 Nisan 1863 arasını kapsayan dört aylık sürede, Petropavlovsk zindanında yazdı.

Ama dört ayda yazılan bu romanın  toplum hayatı üzerinde yarattığı sarsıntı büyük oldu , Nasıl Yapmalı?’nın içeriği son derece kapsamlıdır. Yine de, bu roman neyi anlatıyor sorusuna yeni insanları anlatıyor denilse bu hem kısa, hem de doğru bir yanıt olacaktır (Yaysat).

Romanda H.K. ya ve E.Ö. ye hatta bir çok rehabilitasyon merkezi sahibinin ve bir çok velimizin dikkatini çekecek bir rehberlik anlayışı olduğu söylenebilir .Celal Yerleşmiş kardeşimizin gereksinmesinin olduğunu pek sanmıyorum çünkü o zaten bu işleri yalamış yutmuş.

Nasıl Yapmalı'nın bir

 bölümünden yapabileceğimiz alıntı belki bir yanıt olacaktır kimbilir;

 

……/Aleksey Petroviç ve Kocası ,yani “birtanem” bir tarladalar.” "Bir tanem" konuşuyor:”Çamurun birinde temiz ,bembeyaz buğday olurken öbür çamurda neden olmadığını merak ediyordunuz değil mi Aleksey Petroviç?Şimdi bu farkı kendi gözlerinizle göreceksiniz.

Şu güzel başağın köküne bakın:çamurlar var kökünde ama bu çamur taze ,hatta nasıl diyeyim,  temiz bir çamurdur; nem kokusunu duyuyor musunuz? Hoş olmayan bir koku,ama kesinlikle bozulmuş, çürümüş,ekşimiş şeylerin kokusuna benzemiyor.Felsefe dilinde(ki ikimiz de aynı felsefenin yandaşıyız)Bu temiz çamurlara gerçek çamur denir.Çamur ,evet pistir ama ona dikkatli bakın onu oluşturan ögelerin   hepsi aslında son derece sağlıklı .Onlar bu bileşim içinde çamur haline geliyorlar ama atomların konumu birazcık değişsin,bambaşka bir oluşum karşımıza çıkar.Oluşan şey ne olursa olsun,sağlıklı olacaktır,çünkü temel ögeler sağlıklıdır.Peki bu çamurun sağlıklılık niteliği nereden geliyor?……/

 Nasıl yapmalı Nikolay Gavriloviç Çernişevsky.  (Kuzey yayınları 1985)

Evet nasıl yapmalı ?

Gerçekten  arkadaşımız H.K. nin dediği gibi PDR laf ola beri gele, devlet öyle dediği için mi  okulda. Bu çamur sağlıklı değil mi? Buğday ve çamur arası ilişki dengeleri için artık kafa yormamız gerekmiyor mu?

Bu yüzden mi PDR  nin işlevi deneyimsiz hatta mümkünse okula hiç gelmeyecek birinin kağıtları kullanılarak ve parası verilerek  geçiştiriliyor.?

 

Çocukların suratına kalemi sopa gibi sallayarak  aşağılayan bakışlarla “o sarı değil”

“O gördüğün küçük değil” diyen Öğretmen Davud’un  yüzüme gülerek  dediği cinsten bir P…., mi , PDR nin P si.Gerisi de doktorun DR si mi?

 

Hababam sınıfının PDR sizliği hiç dikkat çekmemişti bu güne dek.

Okullardaki çocukların neşeliliğini görüp sevmemek mümkün mü?

Peki ,

Okulda  PDR ne yapmalı?

Tamirhanelerde bile usta çırak ilişkisi varken

Nasıl Yapmalı?

Yoksa PDR ile  gerçekten “ kelimeler ve fikirler dünyayı değiştirebilir” mi?

 

Kaynak: www.blogcu.com/otistik

31/8/2006

kötü eğitim yapma klavuzu

Bugune dek herkes iyi yapmayı savunup, derdini anlatamıyorsa biz de otistik kardeşlerimiz gibi algılarımızı tersine çevirip anlatalım.Kötü eğitim nasıl yapılır?

Kötü eğitim yapmak herşeyden önce anne baba olarak kendimizi çok ama çok sevmeyi gerektirir.Kendini çok seven anne baba olduktan sonra gerisi kolaydır, çocuğunu da çok sevecek,üstüne titreyeceksin. Çok seveceksin ki senin gibi ! olsun.Bu yüzden önce çocuğunu aşırı koruman ve sevmen gerekir .Öylesine aşırı korumalar yapmalısın ki en pipirikli yaşlı hanımlar bile eline su dökemesin,iyi sakız çiğneyen Fatma hanım'ın bile ağzı açık kalsın. Bunun için olabildiği kadar hastalık düşmanı bir doktor da edinmek tavsiye edilir.Çocuğunuz doğduğu andan başlayarak onu hastalıklardan koruyun,mümkünse odasını steril bezlerle silin ,oksijen çadırı kullanınve herkes odasına ameliyat odasına giriyor gibi hissetsin.Eve her gelene çocuğunuzun özel olduğunu  ve onların da özel davranmaları gerektiğini söyleyin.

Çocuğunuzu engellemekten kaçınmayın kendi başına yemek yememesine özen gösterin ,zaten bir çocuk kendi başına yer mi, hele yirmi aylıkken ...Ondört onbeş ayda çocuğunun eline kaşık verenleri sosyal hizmetlere şikayet edin.

Çocuğunuzun eline kaşık çatal bıçak filan asla vermeyin çocuğunuzun gözünün çıkmasına neden olursunuz.İyi bir annenin çocuğu yedi yaşına dek annesi tarafından beslenmelidir.Okula gidince de bol bol abur cubur yesin ki evde nice yıllar siz yedirebilesiniz

Tuvalet eğitimini geciktirin .Kağıt bezler ne için var?Büyük tuvaleti için poposunu sık sık yıkayın anal bölgeyi olabildiğince fazla uyarın.Bu arada cinsel organını da bol bol yıkayın .Kendi başına temizlenemeyeceği için bu işi hep siz yapın.Unutmayın, altına çişini kışın yaparsa üşür, yazın yaparsa pişer o yüzden uygun bir mevsim seçin, ya da en iyisi bu işi hep siz yapın.Kullandığınız suyun belediye suyu olmamasına memba suyu olmasına dikkat edin, çocuk mikrop kapmasın.

Odasını her zaman siz toplayın, sık sık yıkamayın ,hastalanır.Uygunsanız haftada bir kere yıkarsınız.Her ne kadar dünya genelinde yedi yaşında bir çocuğun kendi başına yıkanması gerekiyorsa da siz kulak asmayın Çocuğunuza hiçbir konuda olduğu gibi bu konuda da güvenmeyin ve olabildiğince uzun süre siz yıkayın.Su oyunu ile asla oynatmayın çocuğun rahatlayacağını algılarının gelişeceğini söylerlerse de inanmayın onlar anne baba değil kimse sizin gibi titiz olamaz .

 

Bütün çocuklar yemek yemeyi bilmez ,sakın eğitimci denen insanları dinlemeyin onlar duygusuzdur; bilmez, anlamazlar o yüzden yemeklerde gözünüzü doyuracak büyük porsiyonları verin.Eğer yemek çocuğun ağzında toplanıp tıkaç olmuyorsa yetersiz eğitim yaptınız demektir,Yemeklerde çocuğunuza bol bol ısrar edin yemezse eşinizle de kavga edin yeme saatlerini cehenneme çevirin,sonra eşinizle söz düellosu yaparak çocuğunuzun arkasından koşturup gerekirse sumsuklayarak yedirin.Çocuk aç kalmasın.Her ne kadar anoroksi nevrozu denilen yememe hastalığı çocuklarda görünmüyorsa da çocuğunuzun yeme saatlerinde onun kendine bakamayacak kadar aciz ve karaktersiz olduğu hissini verin.Yemekte mutlaka ısrar edin ,çocuk zayıflamasın hastalanmasın. 

 

Yürümesini engelleyin kendi başına iş yapacak diye evin kirlenmesine asla müsaade etmeyin.Yaşı iki buçuğa dayandıysa bile kalem kağıttan uzak durun Biri size neden engelliyorsun derse o zaten iyi resim yapar iyi koşar deyin Çocukları bilgisayarın yanına bile oturtmayın hadlerini bilsinler, büyünce sana bilgisayar alacağım deyin .Çocuğunuza yalan söylemekten kaçınmayın.

Çocuğunuzun şimdi küçük olduğunu düşünün Unutmayın annelerin babaların gözünde hep çocuğuz. Yapılabilecek tüm eğtim çalışmalarını olabildiğince erteleyin

Hastalanmaması için mikropların çok olduğu genel kurumlara,hele anaokullarına gitmeyin.

Çocuğunuzun beceriksizliğini kabullenin,sizin gibi bir insandan bu salağın nasıl olup da çıktığına üzülün Hiçbir çocuk iyi resim yapamaz dense de iyi resimleri gösterip onu utandırın.Ounun da zamanla becerilerini geliştireceği fikrini aklınaza bile getirmeyin.

Beklentileriniz öyle dengesiz olsun ki çocuğunuz iyi bir çocuk olursa ya da sağlıklı olursa sevginizi yitireceğinize emin olsun 

Diğer çocukların sizinkinden becerikli olduğunu unutmayın Beceriksizler ve  becerikliler arasında sürekli karşılaştırma yapın

Çocuğunuzla birlikte yatın böylece karanlıktan daha çok korkacak ve bağımsızlığı kazanması daha gecikecektir.

Çocuğunuzdaki anormallikler dolayısıyla sık sık psikoloğa ve psikiyatriste gidin.Zekasını anlamak ve anlatmak için Zeka testi yaptırın.Test sonuçları  sonrasında  yüzüne manidar manidar bakın.Hasta olduğu için onu daha çok sevdiğinizi söyleyin.

Çocuğunuz mastürbasyon yapıyorsa ailede bir sapık olduğunu düşünün.Mastürbasyon asla ailenin eğitim yanlışlarını, çocuğun sosyalizasyon ihtiyacını ve sizin hatalarınızı göstermez.Çocuğunuzun eline eline vurun

 

Çocuğunuzdan olabildiğince fazla isteklerde bulunun. Boğulursanız büyük denizde boğulun.İstekleriniz sizin düşleriniz olsun asla onun yeteneklerine duygu ve düşüncelerine saygı göstermeyin. Unutmayın su küçüğün söz büyüğündür. Bu nedenle konuşmalarını kesin büyüklerin arasında konuşturmayın.Konuşma bozukluğu varsa en mükemmel eğitimi bulun spiker eğitimi kurslarına gönderebilirsiniz.Azla yetinmeyin mükemmelci olun.

Olabildiğince çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslayın .Çocuğunuz çok geriyse geri kalmış çocukların anneleri ile görüşünki rezil olmayasınız.Çocuğunuzun gelişimsel gerilikleri varsa gelişimsel geriliği olan çocukların yanında bulundurun ki aile şerefinize halel gelmesin 

 Ailenizde endişe hiç yok olmasın Çocuğunuzun gelişmiş özellikleri değil gelişmemiş özellikleri ile övünün.Kardeşler arasında ayrıcalık yapın sağlıklı çocuğunuz varsa diğeri engelliyse öyle şeyler yapın ki sağlıklı çocuk özürlü olmak istesin .

Eğer birisi size çocuğunuzun spor yapmasını söylüyorsa çocuğunuzu çok sevdiğiniz için böyle bir şey olamayacağını onun önerilen sporu yapmayı bilmediğini söyleyin

Unutmayın bu öneriler tüm aileler için geçerlidir hele çocuğunuza spastik otistik gibi duyusal bir engel ya da nörolojik bir engel varsa sakın çocuğu üzmeyin.Bırakın çocuğunuzu çayıra yüce mevla onu kayıra .Zaten düzelmiş bir engelli gördünüz mü?Tabii çocuğunuzun böylesi bir durumu varsa tavsiyeler bölümünü okuyun ve şiddetle yapın yürümesi engelliyse koşu şampiyonları ile kıyaslayın kekeme ise spiker olamadı diye eşinizin kafasının etini yiyin

Rehabilitasyon com da Cemal Özdemirin yazısını okumayın o nereden bilecek ki hemen büyücünüze gidip eğtimcilere kara büyü yaptırın.Çocuğunuzun sorunlarında büyücüleri asla es geçmeyin. Ya yapılan büyü tutarsa deyip tüm eğitimcilerin morardığını düşünün.Büyücüye gittiğiniz için sizi eleştiren olursa "denize düşen yılana sarılır" diyin. 

Olabildiğince çabuk geliştirecek akıl açacak ilaçlarla çocuğunuzu besleyin kök hücre gibi bilimin büyük bir buluşunu deneyin .Çocuğunuzda birdenbire değişim yapmayacak çalışmalara boşuna katılmayın sonucunu hemen görebileceğiniz çalışmaları yapın.Çocuğunuz okula gittiği gün çevreye hemen uyum sağlamazsa eğitime başladığınız gün sonuç çıkmıyorsa hemen ve derhal geri çekilin, boşa kürek çekmeyin.

Zeka herşeydir kişiliğin hiç önemi yoktur o yüzden çocuğunuzun başarısızlıkları ile övünüp başarılarını gizleyin

İşte gördünüz mü?Artık iyi bir annesiniz,zaten öyleydiniz üzerinize afiyet, artık bol bol endişelenebilirsiniz.

Endişesiz olanlara ne yazık...Onlarında iyi anne olacağı günler vardır elbet.

Çok kabul edilen yukarıdaki görüşleri arkadaşlarınız arasında da yayınız yaşasın eğitim ve çocuklarımız 

    


12/8/2006

Burdur Arsenik gölü Plajından veli yanıtları

12/8/2006 - Zehir , beyin disfonksiyonsuzlukları ve otistik etki

Merhabalar, öncelikle böyle bir gruba tesadüfen bulmuş da olsam katıldığım içi mutluyum.Benim 12 yaşında bir oğlum var .Herkes gibi derdim otizm, aslında bu bizim derdimiz gibi biraz onlar hallerinden memnunlar. 22 aylıkken tanı konuldu. 4yıl ankara üniversitesinde otistik çocuklarda eğitim aldık . Bu arada normal bir kreşe devam ettik . 3 yaşında özel eğitime başladık.Yaklaşık 4 yılda buraya gittik breysel tamamlanınca zihinsel eng. eğtilebilir çocuklar ilköğretim okuluna başladık .Şu an 3. sınıftayız. Hiç GÖZ TEMASIMIZ YOKTU. 6 yaşına kadar söylediği birkaç anlamsız kelime idi hiperaktif dikkat dağınıklığı had safhadaydı .onun neyi olduğumuzdan haberdar bile değildi. İhtiyacını kim gideriyorsa onunla ilgilenirdi. Saldırgan ve sinirliydi. Bir saniye bile yerinde durmaz, boş gözlerle etrafta gezer dururdu.Çok sıkıntılı ve oldukça yorucu yıllardı.Hala o günlere nasıl katlanabildiğime inanamıyorum.Ve şu anki halime gelene kadar bunlarıda yaşayacağımı hayal bile edemiyordum.Şimdi sakiniz okuma yazma öğredik. heceleyerek de olsa doğru okuyoruz. Söylenen her şeyi yazabiliyor. ev adresini ezbere biliyor .İsteklerini hatılatınca tam bir cümle kurarak söylüyor. Önceden su isterken sadece su derdi.Şimdi Anne su istilolum diyor. atatürk resimlerine çok düşkün . daha doğrusu takıntılı. evimiz atatürk müzesi gibi. Bu yüzden internet öğretmek kolay oldu . tüm atatürk sitelerine girip çıkabiliyor. Onunla birlikte bizde çok şey öğrendik.ilk ve tek çocuğumuz. Sorumlu bir ebeveyn olmayı, sorunlu bir evlat bakarak öğrendik. Çok da iyi oldu. kendimizi oldukça geliştirdik.Bazen onunla ve tabii kendimizlede gurur duyuyorum. Bence psikoloji ve eğitim insanın hayatının ve tarzının rotasını çizen çok önemli iki unsur. Benim son zamanlardaki sıkıntım, tabii çocuğumuz ne kadar çok yol katedsede hala konuşmada .algılamada isteklerini anlatmada sorunlarımız var. Ve bu otizm tedavisindeki yeni gelişmelerden dolayı kafamız karışık. ağır metal atrıklarının atılımı, hiper barik oksijen tedavisi konusunda öyle çok şeyler yazılıyor ki insan neye inanacağını bilemiyor. Bu kadar sıkıntılı bir hayatı yaşarken inasana bir umut denesek ne olur dedirtiyor. Diğer yandan da bu aşamaya çok zor geldik. YA YALNIŞ BİRŞEY olursa diye korkuyoruz. yazılanları okuyorum. İnsanlar öyle zordalar ki, birilrinin çıkıp bize yol göstermesini, kimisi karşı tarafa geçip savunurken, kimiside bunlara kanmayın diyor. PEKİ BİZ KİME İNANALIM.
Acaba bu yeni tedavilere giden bir psikolog, pedegog psikiatrist, özel eğitimci çocuğu varmıdır.Bilim böyle söylüyorsa psikolog psikiatrist bilim insanı değil midirDinlediğiniz için teşekkürler. Bu konu ile ilgili daha çok paylışımlar yayınlarsanız belki kafamızda bazı şeyler oluşur, yada bu konu ile ilgili çalışan tüm insanlar fikirlerini bizimle paylaşırsa belki kafamızdaki sorularıda çözer. kolay gelsin

 

 

 

 

 

Teşekkürler otizm 69

 

Çok içten bize çaresizliğinizden söz ediyorsunuz.

Sizinle gerçekten aynı içtenlikte yazışacağım.

Birincisi otizm olayınanın ne olduğuna bakalım.

Dört gelişim alanında birden gerçekleşen bir gelişim gecikmesinden söz ediyoruz

Hatta buna ek olarak sosyal gelişimde özel bir gerilikten.

Dahası ortak semptonlardan;

 göz teması kuramama,

yabancılardan kaçınma

aşırı koku,

bir başkasının vucudunu kendisininki gibi kullanma (annsinin bileğini  tutarak onu bir vinç gibi kullanıp bisküviyi alma)

 üçüncü tekil sahis kullanma("Ben gideceğim "yerine  Ali eve gidecek)

 Ekolali ,son kelimeyi tekrar etme ,dahası son davranışı tekrar etme ,

tekrarlı konuşma (bu nedir dendiğinde ağaç ağaç gibi) ip kemer dönen araçlarla oynama ,

disleksi

yabancı yerlerde tuvalete gitmeme

şarkı gibi konuşma

kabızlık

İçe kapanma

gibi daha sayabileceğimiz özelliklerden bir kısmı cp li çocuklarda da görülür,diğer özellikler de çocukluk şizofrenisi alınına girer.

Otizm bir beyin disfunction udur.Bir yanıyla fonksiyonsizluktur.

Beyin kıvrımları açısından tanımladığında

 

 - Alın lopları çok daha büyük. Ak madde oranı daha fazla. Aşırı büyüme ikinci yaşta başlıyor ve iltihaplanma belirtileri göstermekte.

2- Corpus callosum olarak adlandırılan ve iki beyin yarısını birbirine bağlayan beyin birleşiği gelişmemiş. Sol (Mantık, yapılar) ve sağ (sezgiler) beyin yarısı arasındaki karşılıklı etki otistiklerde çok zor işlemekte.

3- Özellikle tehlikeli olayları algılayan beyin bademciği (Amigdala), bir olasılıkla otistiklerin korku dolu yaşamlarına bir tepki gereğinden fazla büyümüş.

4- Küçük beyin de tıpkı alın lopları gibi çok fazla ak madde barındırmakta. Küçük beyin normalde hareketlerin planlanmasından ve yerine getirilmesinden sorumludur
. Otistiklerin küçük beyinlerinde de(cerebellum)bozukluklar vardır.

Böyle bakıldığında bir çok cplinin de otistik özellikler göstermesinin nedenini daha çok anlıyabiliyoruz

Amigdala bölgesinin genişlemesi müzisyenlerde görülür.Bu bölgediki aşırı çalışma yine bir çok vakada görülür.

 

Eğitimcilerin görevi gelişimi geriden kalan alanları bir plan ve bilmsel bir koordinasyonla (fizyoterapist ve gelişim nöroloğu danışmanlığı ile geliştirmeye çalışmaktır.

"bu tip egtimlere giden "psikolog veye benzeri meslerden kişilerin çocuğu var mıdır anlamlı bir sorunuz var .

Önce şunu söylemeli Bir bilim adamının çocuğunun aynı dertten muzdarip olması onun meslekte iyi olması için olumlu bir kriter değildir.Duygusal davranıp bilimdışı kalmasına danhi neden olabilir.Tabiri caizse karısının aşığını yargılayan hiçbir hakim adil olamaz 

Diğer yandan velilerimiz gerek rehabililitasyon merkezi, gerekse hekim olarak engelli ailelerini  tercih ediyor.Ama bunca yıl boyunca rehabilitasyon merkezi çalıştırmış ailelerin çocuklarının hiç eğitim almadığnı onların ise "nasıl olsa bu hastalık iyileşmez" diyerek istismara ne denli yatkın olmduklarını gördüm.

Hekim ya da eğtimci ile özdeşleşmeniz için onun çocuğunun özürlü olması gerekmiyor.

Bu özdeşleşme biçimi gerçekten çok yaygın.

Zehirlenme meselesine gelince......

zehir olayını kabul ettiğinizde

beyinde bir hasarı

ve dolasıyla yukarıda söz ettiğimiz bir beyin hasarını kabul etmiş oluyorsunuz

Bu konuda gerçekten zehirin çocuklardaki etkisini net olarak gördüğüm bir yerde çalışıyorum

Burdur Özürlüler Derniğinin yaptırdığı Özel Mübeccel Sayılı Rehabilistasyon Merkezi gerçekten önemli bir örneklem.Her meslekten insanın muzdrarip olduğu zehirlenme sorunlarını yaşıyorlar .Eğer özdeşleme yapmak istiyorsanız gelin görün zehirin dışında hamile eğitimsizliğinin ,hekim yetersizliğinin sonuçlarını görmeniz için bekleriz. 

Manzarası isveç krater göllerine taş çıkartacak kadar güzel      bir   Gölün  kenarında restore edilen okulda  çevre halkın, köylerin eğitimsiz zihin engelli cp li otistik çocuklarına önemli bir hizmet verilyoryor.Reklamlar bir yana ,bu arada;

Burdur gölü arsanikli bir krater gölüBunu Burdur'lular dışında herkes biliyorİnternette bile yazılı

Arsenik çevredeki toprağın yapısından geliyor

Arsenik diğer elementlerin yanısıra bakır ve civa barındırıyor.Zehirde yaşayan tek balık; bir serçe parmağı boyundaki Lapinius Burduricus.Belki zehir etkisi ile Büyüyemeden ölüyorİçme suları bu zehirlenri barındırıyor gölün buharlaşan suyunun havaya karışması da cabası

Sonuçta çok sayıda zehirlenme vakaları sonucunda alt tarafı gelişmemiş zeki çocuklar,beyni hasar almış ağır cpler vezehirlenmeler sonucu gelişim anomalilerinin her türünü görebileceğimiz çocuklarımız var.

Edinburta içinden canavar çıkan şu ingiliz turizm palavrası ve van gölüo canavarı bir yana Göl bana gittikçe güzel yüzlü bir cadı olarak görünmeye başladı(belki bu da arsenik etkisi :)       )

ANTİ ZEHİR TEDAVİLER ELBETTE GEREKLİ  ama zehir gidecek sorun bitecek anlayışı ailenin ve çocuğunun gelişimini ve mutluluğuna engel olmamalı .Bu arada burdur da zehir etkisinden tek söz eden de benim.Otizm ve özel eğitim yeni tanınıyor   halk:zehirin, gölün etkisinden söz ettiğimde bir masal gibi dinliyorlar kimse inanmıyor bile:)Ama Burdur halkındaün bir kesim dernekleşerek  sessiz sedasız cadının ipini pazara çıkarmış.

Melissanın annesinin bana ahı tuttu sanki .Zehirlenme tedavilerine yan bakan ben zehir etkisinden söz eder oldum.:

 

Keşke her otizm her zaman zihin engeline ve zehire bağlı olsa ve zehir etkisini giderip pir ü pak bir beyin elde edebilsek

Otizmi ; beyin fonksiyonsuzluğuna bağlı semptonlar kabul edip gelişimi hızlandırmak daha kısa bir yol değil mi

Kısacası:)

 

Zehirlenme teorilerine bir de bu açıdan baktığımızda otizmde zehir etkisini biraz açabilmiş oluyoruz sanki ne dersiniz?

Ben biraz göle gireceğim arsanikli su yaralara iyi geliyormuş.Ayrıca öğrencilerimle de özdeşleşmem lazım ...............

9/8/2006

kral çıplak

 

 

 

Özel eğitim;Yani paralı olarak özel sektörün okullarından satın alınan, devletin sunmadığı eğitim anlamının dışında ,bireysel olarak verilen eğitimin de ötesinde öğrenme olanakları bedensel çeşitli engellerle kısıtlanmış çocukların  eğitimi artık para kazandıran yeni bir sektör oldu.

Özel alt sınıflarını yaymayan, ana okullarına bile yeterli önemi vermeyen Türk Milli Eğitim sistemi engelli çocuklar için kişi başına 12 saatlik eğitim için ayda 389 milyonluk iştah kabartan bir rakkam verince dağda taşta özürlü merakı ve sevgisi yeşeriverdi.

Okul öncesi eğitim kurumlarını yaygılaşamadan özel okullara kurban eden sistem, engelli çocuklar için gereken ücreti  rehabilitasyon merkezlerine sundu.Üstelik  aile hekimlerinde kullandığı yöntemi dışlayarak,  eğitimcileri rehabilitasyon merkezlerine zimmetleyip , sermayedar vatandaşlara vererek engelli ticaretine yol açtığı gibi aslında çok yararlı olabilecek rehabilitasyon merkezlerini de meyve sebze hallerindeki  komisyoculara verilen ad gibi bir çeşit kabzımallığa dönüştürmüş oldu.

Kendi çocuğuna aşırı koruma kaygısı ile rehabilitsyon merkezi açandan tutun da kumar oynatmak için bezik sever  ya da satrançsever klübü kuran  kumarhane sahibi gibi birçok engelli sever derneği de hızla türer oldu

Engelli raporları veren RAM lar birçok "rehabilitasyon merkezinin gözdesi oldu

Engelli eğitimi açısından hazır olmayan MEB tam bir engelli komisyocusu haline dönüştü

 

Seçimlerde kazanmak için altyapı olmadan açılan üniversitelerin tabelalarından mezun olanlara bile Wisc R

ve Binet testlerinin uygulanmasını vermeyerek SSK ilaç skandallarını bile sollayan bir istismar sistemi kuruldu.

Ama angelliler hala eğitim alamıyor

kral hala çıplak...

****

 

 Okullarda kavga ve yetki karmaşası

 

Eğitim bilimleri mezunları..yeni adıyla psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümü mezunları okul öncesi eğitimcileri normal çocuklarla çalışma olanağı bulamadan kendilerini gelişimin alt basamaklarında mücadele ederken buldular.

Dahası sınıf öğretmenlerinden özel alt sınflara ayrlmış deneyimli öğretmenler ve yalnızca engelli çocuklar için yetiştirilmiş okul öncesi eğitimi ve normal eğitim ölçütlerini bilmeyen bir eğitimci grubu yani özel eğitimciler daha pazara eklenince engelli çocuk ticareti dört ana rengine yeni kavramlar katmış oldu

Ama engelliler hala eğitim alamıyor

 kral hala çıplak

****

 

Rehabiltasyon merkezlerinde  spor eğitimi .rehabilitasyon çalışmaları ,sosyal etkinlikler tamamen devletten gelencek parayı onaylayan Ramlara kalmış durumda .Ram lar ise masallarda aklına geleni yapan devlere dönüştü.Engelli eğitimi verenler her kesimde birbirleri ile tartışıyor .Eğitimciler emek verip yoksul,veliler para verip eğitmsiz kalmaya devam ediyor

Yine de bunca kumaşa ve terzi ücretine karşın  kral hala çıplak

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

3/4/2006

DİKKAT yazılıyor.... (kaybedilmemesi için kayıt edildi.ÇEVREYE VERİLEN RAHATSIZLIKTAN DOLAYI ÖZÜR Dİ

Otizimmi değilmi?

Oğlumla geçirdiğim zamanlarda derler ya ; otistik çocuklar bakmazlar.Oğlumda göz teması hiç yoktu ,şimdilerde öyle bir bakışları var ki ulaşmak sürdürmek çok zordu .Bir gün bana baktığını yakalamıştım, bana bakıyordu ve benim ona bakmamla o yöne başımı çevirmemle aniden başını çevirdi.Bu, sadece bakmadığı zamanlarda birkez olmuştu hiç unutamadım.Sanki hata yapmış gibi; korkmuş muydu ,yoksa bana bakmak ona zor mu geliyordu hiç anlıyamadım o zamanlar. Ama şimdi ,bunun çok güzel birşey olduğunu anlamış olmalı.

Bakmak ve bakmamak .

Başlığı itibarıyla

otizm mi değil mi?Diyorsunuz ....

Önce harika bir gözlem olduğunu söylemeliyim.

Neden?

Çünkü;

oğlumda göz teması hiç yoktu şimdilerde öyle bir bakışları var ki ulaşmak sürdürmek çok zordu bir gün bana baktığını yakalamıştım bana bakıyordu ve benim ona bakmamla o yöne başımı çevirmemle aniden başını çevirdi

diyorsunuz.Bu yaşanmış bir olay.

Acaba biz neden birisine bakmayız?

kimlere bakmayız?

hatta daha psikanalitik olalım;kimler rüyada yüzlerini göstermezler?Rüyada yüz hatırlarlamamak güvensizlik mi, utanç mı?

Güvensizlik nedir?

Utanç nedir?

Güvensizlikten önce güvenç kavramına gelelim ...Güven ve onun isim hali güvenç topluma dayanır elbette .Toplum sizin yaptığınız şeyi onayladığında güven duyarsınız (sevgili Ayla Oktay Hanım' ın kulakları çınlasın ,onu çürütmek için kendimi çok yıprattım ama hüt hüt oldum yani.....)Güven; sosyal kökenli olumluluk taşıyan bir şartlanmadır.İyi yemek yaptığınızı iyi yüzdüğünüzü ,ya da her ne yapıyorsanız, toplum kabul ediyorsa kendinize güven duyarsınız.

Öyleyse

 

 

 

 

Bakmasını şu kitaplarda yazan tarzda yapmadım göz teması bizde 3. nesnelerle başladı oyuncaklarını kullanarak.

Zaman zaman elinin üstünü ısırırdı herzaman değil şimdilerdede arada devam eder ama gözlerime o kadar derin bakarki ısır ısır der artık onu takmıyorum dikkatimi çekmek için yaptığını anladım ve azaldı azalması lazımdı çünkü dişlerini çok kötü geçirirdi.

Benide bir aralar ısırmaya başlamıştı ne zaman bilgisayarın karşısına geçsem büyük kıskançlık..

alkışlanmayı çok seviyor herhalde ödüle epey alıştı sevdi.

Bir yazışmanızda okumuştum oğlumda biramanlar oyuncaklarını eline geçen herşeyi balkondan atardı.

Tanıyı ilk aldığımızda çok iyi anımsadığım birşey salıncakta sallanmaktan çok hoşlandığı artık sadece tırmanıyor iki eliyle tırmandığı yerden sallanarak atlıyor.

Yıkanmaktan nefret eder halbuki 3 günde yüzmeyi öğrendi.

Bugün çok güzel birşey harika benim için duvarda ay şeklinde sıvaları dökülmüş bir yere bakarak bana anne ay ay dede dedi.

Ve artık bazen hayatımızda tv varbana daha cümleleri pek olmadığı için kendince keşfettiği birşey dans eden adamların ayaklarını göstererek adam adam diyerek ayağını göstermesi herhalde birde işaret dili geliştiriyor.

Ne dersiniz benzetmeleremi başladık.

Bugün bezini çıkarmıştım bir aralar anne ıs ıs çiş anne ıslandım çiş yaptım demek istedi bu güzel bir cümle:)

Kucaklanmaktan nefret ederdi arabada giderken bile tututrmazdı artık bazen yapıyor herhalde onu çok öpüyor ve sıkıyorum.

Özellikle sarışın kızlara ilgisi çoktu geçmişte şimdilerde herkezin arkasından ağlıyor yaşıtlarıyla arkadaş olabilmek için kur yapıyor bu gün 6 yaşında bir erkek çocuğuyla oynamak istedi fakat çocuk çok soğuktu aşırı sevecenlik samimiyet sıcakkanlıık bir yazıda okumuştum otistlerin çok sıcakkanlı olduklarına dair.

Elbiselerini çıkarmak istemiyor.Ya değişkenliğe karşı yada aşırı gezme meraklısı 1

Atletini bile değiştiremiyorm acaba yıkanmaktan korktuğu içinmi 2