barış manço ile eğitim üstüne bir söyleşi (sarp bengü)1987
21/10/2007 - barış manço ile eğitim üstüne bir söyleşi (sarp bengü)1987 | ||
|
1987 yılında Kültür koleji ninsahibi efsanevi eğitimci Fehamettin Akıngüç ün isteği ile Yaşadıkça Eğitim isimli bir dergi çıkarmaya başladık.Hala yayın şyaşamı süren derginin genel yayın yönetmeni aynı zamanda o zaman rehberlik bürüsonun yöneticisi olan( başka çalışanım da yoktu zaten)ben;sarp bengü, yazı işleri müdürü ise O zamanlar Amerikada doktarasını yapmaya başlayan Bahar Akıngüçtü.İkinci sayıda söyleşi konuğumuz o zamanlar "adam olacak çocuk" programı ile milyonları ekran başına kilitleyen Barış mançoydu. Manço'nun modadaki evinin restorasyonu henüz bitmemişti.Bir pazar sabahı sanki kardeşleri gelmişcesine rahat bir havada Mançolar beni karşıladı, evin salonunda beş yaşındaki Doğukan ve diğer mançolar pijamalıydı.Doğukan kanapede dizime uzanarak söyleşiyi kah uyuyarak kah bana bakarak dinledi.Bu söyleşi yaşadıkça eğitimden başka bir yerde yayımlanmadı.Yayımı konusunda şimdi genel müdür düzeyinde olan Bahar akıngüç ün afıına sığınarak yazıyı yayımladım. Eğitim üstüne manço nun görüşlerinin zamana karşı tazeliği hala dikkat çekici. şimdi söyleşiye bir göz atalım
Barış Manço: Eğitim Okulla Sınırlandırılamaz
Televizyonda yaptığı çocuk programları ile tümümüzün beğenisini kazanan Barış Manço'nun eğitim üstüne düşündüklerini sizler için sorduk. Uzun saçlı, aynalı kemerli, bolyüzüklü ve kendi deyimiyle bir halk masalcısı olan Barış Manço da eğitim konusunda id-dialu "Politikaya bulaşmadan beni seçerlerse Milli Eğitim Bakanı olmak" istiyorum diyen Barış Manço eğitim konusundaki planlarından bize söz etmedi ama söyleşimiz sırasında kendi ilkelerini çizdi. Barış Manço'nun temel ilkeleri genelde şöyleydi' Müzik konusunda kendi kendisini eğittiği ve müzik de'alaylı, olduğu için örgün eğitim kadar yaygın bir halk eğitiminin uygulanması. Liseyi bitirdikten sonra matematik ve fizik derslerinde başarılı olamamasından dolayı ilgi duyduğu mimarlık mesleğini elde edemeyeceğini anlayan Barış Manço Belçika'da Kraliyet Akademisini bitirdi. Bu nedenle amaçladığı konulardan biri de üniversite sınavlarında gençlerin ilgilerine göre yerleştirilmesi ve sevdikleri mesleklere yönetilmesi. Barış Manço yurt dışında iki sevimli çocuk sahibi bir baba oldu ve en çok dikkatini çeken konulardan biri doğum sonrası ilk muayenelerde batılı doktorların boy, ağırlık gibi ölçüler alması yanı sıra "kafa ölçüsü"almaları oldu "Bizde neden kafa ölçüsü alınmıyor" diyen Barış Manço'nun eğitimde önem verilmesini istediği bir konuda insanların düşüncelerine saygı gösterilmesi ve herkesin "kafa ölçüsünün" değerlendirilmesi. Eğitim konusundaki fikirlerini biraz mizahi bir tanımlamayla özetlediğimiz Barış MANÇO sorularımızı şöyle yanıtladı. Eğitim konusunda birtakım sorular sormadan önce eğitimin ne olduğunu soralım isterseniz. Nedir bu eğitim denilen şey sizce? Eğitim hiç kuşkusuz bir altyapıdır, insanın kendi kendine ya da içinde bulunduğu ortam için şekil-lendirilmesidir. Bakın, biz burada eğitim konusunda söyleşirken dışarıda bir taş ustası var taşlan şekillendiriyor şu sırada, belki ilkokul mezunu, belki hiç okumadı ama o da eğitim gördü taşları biçmeyi kesmeyi yerleştirmeyi öğrendi. Kimden öğrendi, ustasından öğrendi kendi kendine öğrendi. Ustası olmasaydı öğrenebilir miydi diyorsunuz? Evet, birisi ona temel verdi ama yeteneği olmasaydı olabilir miydi? Hayır, olamazdı elbet. Taş ustası kendisine aldığı temeli birçok yerden buldu, ustasından, kendisinden, şartlardan kısacası herşeyden bir temel oluştu onda. Sorumuzu bir başka türlü soralım isterseniz, okul sizce eğitimli olmak için gerekli mi? Elbette gerekli değil, kalfa ustasının yanında eğitimden geçiyor, onun okulu ustasının yanı ama, eğitim ve okul özleştirilemez. Eğitim salt okuldan alınmaz. Eğitimi kesinlikle okulla sınırlamıyorum. Sizi Barış Manço yapan eğitimi okulda kazandınız ama değil mi? Hayır hiç de öyle değil. Evet, ben çok iyi okullarda okudum, Galatasaray lisesini bitirip ardından Belçika Kraliyet Akademisinde Mimarlık bölümünü bitirdim ama, kimse "mektepli eğitimi görmüş Banş Manço'yu, mimar Banş Man-ço'yu tanımıyor. Ben, müzikte "alaylı"yım. Alaylı Barış Manço mektepli Banş Manço'dan daha iyi, daha başanlı değil ama, alaylı Barış daha bir meşhur daha bir başanlı gibi değil mi? Kısacası ben de okuldan temel kazandım fakat her-şeyi okuldan kazanmadım. Peki nedir bu "alay" dostlarınız mı yaşadığınız çevre mi? Doğrusu, "alay" herşey, insanın kendini eğitmesi, örneğin, müzik konusunda ben kendimi eğittim bir yerlere ulaştım. Aslında halkın kendi görüşünden çıkarak ürettiği ne güzel sözcükler de var Türkçe-mizde "Nereden mezun olmuş? Hayat üniversitesinden", ne iş yapar, "Kaldırım mühendisi" gibi sözcükler alaylı olanları, kendi altyapısını kendi hazırlayanları tanımlıyor. Alaylı olmak eğitimli olmak için yeterli mi? Şu anda karşınızda 29 senedir elinde mikrofon sahnede çalışan bir alaylı duruyor. Biliyorsunuz demin de söylediğim gibi müziği okuldan öğrenmedim, alaylı olmak eğitimli olmak için yeterli mi, değil mi siz karar verin. Ancak bir de şu var müzik de resim gibi şiir gibi doğuştan kazanılmış bir takım yeteneklerle ulaşılan bir sanat alanı. Bu yetenekler de eğitilerek şekillendirilir. Ama aileniz de müzisyen vardı değil mi? Evet annem müzisyendi. Bizim ailede müzisyenlik geleneğinin birkaç kuşak öncesine dayandığı, hatta Tamburi Ali Efendinin dedelerimden olduğu söylenir. Yani sizin müzik eğitiminizde aileden gelen eğitimin payı var, ne dersiniz? Tabii var. Mesela bizim evde piyano vardı. Annemle oturup piyano çalardık. Gitar istediğim zaman da babam hayır demedi. İşte orada bir anlık bir kararla benim ilgimin devamını sağladı. Babam, "Bırak o gitarımda "ders çalış" demedi, deseydi ben,ben olmazdım. O halde size, sizi siz yapan temel eğitimin içinde aileniz mi, sosyoekonomik yapınız mı, yoksa yeteneğiniz mi en büyük rolü oynamıştır desek?... Çok zor bir soru sormuş olursunuz. Bunu geniş boyutlu düşünmek gerekir. Ama doğuştan kazanılan yetenek mutlaka en önemlisi olsa gerektir. Kalıtım mı demek istiyorsunuz? Yetenek, kalıtımla ilgili olduğu gibi sadece bir kişide de olabilir, örneğin benim oğullarımdan yalnızca Batıkan'da müzik yeteneği var gibi geliyor bana. Doğukan da çizgiye daha yetenekli gibi gözüküyor. Ama ben herşeye karşın, ikisini de müzik konusunda destekliyorum. Ailenin desteği gerçekten önemli değil mi? Tabii bu yadsınamaz. Ailenin yardımı çok önemli. Yetenekli olabilirsiniz ama çevreniz sizi desteklemezse, bir yere gelemezsiniz. Bir de çevre çokönemli tabii. Aile yardımda etse yetenekli de olsanız çevrenin desteğine muhtaçsınız. Çocuklarınızın eğitimi hakkında neler yapmayı düşünüyorsunuz? Onlann gideceği okullar hakkında planlar yapmaya başladınız mı? Şimdiden siz de tonları yönlendiriyor musunuz? Hayır. Galiba bunun için henüz çok erken. Büyük oğlum henüz 5 yaşında, ana okuluna gidiyor. Ama, isteyerek severek gidiyor. îl-kul önlüğü giyemediği için de üzül- dü ilk günlerinde. Sonra ona açıkladık, saatin kollan şu kadar, şu kadar dönünce bir sene geçecek sen okula gidip siyah önlük giyeceksin dedik. Çocuğunuzun 6 yaşında okula gitmesi sizce doğru mu. Biliyorsunuz önceden 7 yaşında okula gidiyordu. 6 yaşında okula gitmek daha mı yararlı? Bence şimdiki kuşak çocukları 6 yaşındayken gelişen teknolojinin etkisiyle bizlerden daha çok şey öğreniyorlar. Bu yüzden 6 yaşın okula gitmek için erken olduğunu düşünüyorum. Çocuğunuz henüz okul olgunluğuna erişmemiş olabilir. Bu konuda bir uzmana başvurmayı düşündünüz mü?
Orda yerleşik bir düzenim var. Belçika'da çocuklar 6 yaşında okula başlıyorlar bu yüzden çocukların 6 yaşına okula gitmesine en azından ben hazırım. Belki de Belçika'da çocuğunu-zunu 6 yaşında okula hazır olup olmadığı ile ilgilenmişlerdir. Doğru, orada doğumdan başlayarak çocuklarla ilgileniyorlar, örneğin çocuklar doğduktan bir hafta sonra Belçika sağlık bakanlığından evimize gelen ücretsiz hemşireler doktorlar tarafından muayene edildiler burada bir olay dikkatimizi çekti. BİZDE KAFA YAPISI ÖNEMLİ DEĞİL Neydi o olay? Doktorlar ya da hemşireler doğum sonrası kontroller için eve geldiği zaman muayene sırasında ben de yanlarında bulunuyordum. Çocukların boyunu kilosunu ölçtükten sonra asker kepinin başı sardığı hizayı, bildiğimiz, annemizin kullandığı mezuro ile ölçüyorlardı. "Vardır bir hikmeti", dedik sustuk. Aylar sonra Türkiye'ye geldik. Burada oldukça saygın, pahalı, herkesçe bilinen bir çocuk doktoruna gittik. Doktor kafa ölçüsü dışında tüm ölçüleri aldı. Kafa ölçmeyi unuttu sandım. Bir kez daha gitti yine unuttu. Bir kez daha... Yine unuttu. En sonunda dayanamayıp sordum "bizde böyle şeylere rağbet edilmez" dedi. Ne demek istiyorsunuz yani dedim, yani bizde insanın poposunun genişliği, boyu poşu önemli de insamn kafasının bir önemi yok mu kafa yapısı, kafasının ölçüsü önemli değil mi? Niçin alıyorlarmış kafa ölçüsünü öğrendiniz mi? Halen de öğrenmiş değilim merak ediyorum ama, bizde de alınmalı bu kafa ölçüsü. Adamlar belki ukalalık ediyçrlar, belki yaptıkları züppelik ama birşeyler yapıyorlar. İnsana daha bir güven veriyorlar ya. Siz çocuklarınızı okula nasıl hazırlıyorsunuz? Evdeki eğitimleri için neler yapıyorsunuz? Şimdilik onlara müzik dinletiyorum, masal anlatıyorum okuma yaşına geldiklerinde de ona göre biı sistem belirleyeceğim. Aslında sizin, müzisyenliğiniz yanı sıra yine alaydan gelme bir mesleğiniz daha oldu değil mi. Televizyonda çocuklar için yaptığınız eğitici programlarınız oldu. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? Evet çocukların ügüerine yönelik olarak 13 haftalık programlar yaptık. Bu programlara gelen mektuplara bağlı olarak yüzde yüz başarı kazandığımıza inanıyorum. Bana gelen mektupların hâlâ yüzde 30'u çocuklardan geliyor. Çocuklarla iletişim kurmanızın nedenleri arasında "Arkadaşım Eşek" şarkısının bir rolü var mı? Olabilir ama çocuklarla iletişimim daha öncelere dayanır. Fakat bu şarkıdan sonra bir şekil kazandı ve daha da arttı. Bu şarkı benim onlara verdiğim sinyaldi aslında. Benim şarkılarımı büyüklerden daha iyi anlıyorlardı. Çocuklarla her zaman daha iyi anlaşmışımdır. Benim dediklerim anlaşılıyor. Artık çağdaş bir masalcı olduğum giderek daha çok ortaya çıkıyor. Zaten yıllardır Hafif Türk Müziği sanatçısı olmadığımı söyledim durdum. Ben bildiğiniz bir halk ozanıyım, elinde sazı köy köy dolaşıp masal anlatan bir ozan. Bu masalları yazarken eski masallardan yararlanıyor musunuz? Hayır, kendi masallarımı kendim yazıyorum. Tabii arada esinlendiğim masallar da oluyor. Nelerden, hangi masallardan esinleniyorsunuz Belli olmuyor. Genellikle okuduğum kitapların etkileri beste yaparken ortaya çıkıyor. Ne tür kitaplar okuyorsunuz? Ben her çeşit kitap okurum, ne bulsam okurum. Kurgu bilim okur musunuz, sever misiniz? BİR TEK MASAL VAR Doğrusu kurgu bilimi kendime çok yakın buluyorum. Bence zihin açıcı çağımızın gittikçe matlaşan mekanik havasına yeni ufuklar açıyor. Değişik boyutlara ulaşıyoruz gibime geliyor. Zaten doğada bir tek masal var. Hangi masal o? Adem üe Havva, Kerem Ue Aslı, Ferhat ile Şirin, Romeo-Jüliet sonuçta hepsi aynı masal. Bizim dinlediklerimiz bunların çeşitlemeleri. Bu öyle bir masal ki, birbirini tamamlayım iki puzzle parçacığı gibi. İnsanlar yüzyıllardır aynı biçimde tamamlanıyor. Şimdi aynı biçim aynı tamamlanış kurgu bilim şeklinde sunulduğunda çocuk çok büyük zevk alıyor. Şimdiki çocuklar elektronik müzikten de çok hoşlanıyorlar. Bu konuda ki yaklaşımınız nedir? Sağlıklı bir yaklaşım yapamayacağım. Neden sevdiklerini bilmiyoruz. Biz de salt çocukların ilgisi yüzünden elektronik bilgimizidaha da geliştirmeye çalışıyoruz. Müzik artık artık çağımızın bir gereksinimi haline geldi. Bunu dinleyici kitlemizin eskiye oranla çok fazla oluşundan çıkarıyorum. Bu da olumlu bir gelişim. Peki bilgisayarların giderek yaşantımıza girmesi hakkında neler düşünüyorsunuz? Biz grup olarak yıllardır bilgisayar kullanıyoruz. 2023 adlı uzunçaların devamı olan 2025'te de bilgisayar kullandık. Çocuklarla bilgisayar arası iletişim nasıl olmalı ne dersiniz? Benim çocuklardan söz ediyorsak şunu derim; Bilgisayar kullanmak için küçüklerin tuşların üstündeki yazılan okumaları gerekir en azmdan. çocukların okul öncesinde okuma yazma öğrenmeleri taraftarı değilim, o yüzden bilgisayara ilkokulda başlanması gerekir diyorum. Neden çocukların okul öncesinde okuma öğrenmelerini doğru bulmuyorsunuz? Çocuklar okuma öğrenince daha ileride buldukları arkadaşlarından kendilerini soyutlarlar gibi geliyor bana. Sizi bazı kesimler eğitimci olarak görmeye başladılar.Sizin eğitimcilik yanınıza dönersek, herkesin merak ettiği bir soru var "nereden çıktı bu eğitimcilik"? Çocuğum olmadan önce de bende bu özellik vardı. Öğretmenlerin bir sınıftaki çocuklara ders dinletmesi için nasıl bir eğitimcilik yanı onlarda gelişiyorsa, bende de böyle bir özellik konserlerde gerçekleşti. Üstelik benim "sınıflarım" çok daha büyük. Aslında tam bir eğitimci değilim. Konserlerdeki sahne tekniğim çocuklarla iletişimim kendi başıma geliştirdiğim bir olay. Ben bunu rahatlıkla ve bilinçle kullanıyorum. Yani eğitimde de alaylısınız? Doğru, bunu da konserin sergilemeye sunuş ortamında elde ettim gibi geliyor bana. Konsere her hava koşulunda, karda yağmurda, sıcakta geliyorlar. Gelenlerin geldiklerinden daha mutlu dönmeleri gerekiyor. Dolayısıyla konserlere daha bir özen gösterdiğimiz bir gerçek. Kısaca konserlerin bir eğitimsel olay olduğunu kabul ediyoruz. Bu daha ileri de daha da çok ortaya çıkacak. Şimdi konunun yönünü biraz değiştirelim isterseniz. Söyleşinin başında okuduğunuz okullardan sözettik. Sizin okuldaki eğitiminiz mimar olmakla sonuçlandı. Neden mimar olmayı seçmiştiniz? Kendimi çizgilere çok yakın buldum. Lisede ite kaka giden bir öğrenci iken, üniversite de olayı sevdiğim için açıldım başarılı bir öğrenci oldum. Tabii bu bölümü kendiniz seçtiniz ve ekonomik olarak eğitiminiz mümkün oldu. İmkânlarımı kendim yarattım, yapmadığım iş kalmadı, garsonluk yaptım araba kullandım, araba tamiri yaptım para kazanıp okudum. İstediğiniz bölümde okumak, başarınızı olumlu yönde etkileyen unsurlardan biri değil mi? Bir başka deyişle, üniversite giriş sınavında istemediğiniz ancak puanınızın tuttuğu bir bölüme gitseydiniz başarılı bir öğrenci, iyi bir mimar olamazdınız. Doğru. Zaten benimde yurt dışına gitmemin nedeni bu oldu. Liseyi bitirdiğim yıl üniversite giriş sı- navlan başlamıştı ve sınavda "neresi çıkarsa bahtına" düşüncesi uygulanmak üzereydi. Güzel sanatlar akademisine girmek istiyordum ancak mimar olmam için fizik ve matematiğin iyi olması gerekiyordu. Oysa benim en başaramadığım dersti bunlar. Kazanamayacağımı anlamıştım. İşte o zaman "yurt dışına giderim, sürünürüm ama hiç olmazsa istediğim dalda okurum" dedim. iradenizle, kendi gücünüzle başardınız bu işi yani? Evet zaten irade insanın kendi olmasında en önemli etken. Çocuklarla ilgili programlar size ne kazandırdı, ilerde neler yapmak istiyorsunuz? Bu programlar yüzünden kendime olan güvenim daha da arttı. Bazan değişik yaş gruplarından çocukların sorulan beni bunalttı. Kendimi daha iyi donatıp, hazırlamam gerektiğine inandım. Bu kez daha iyi konular seçeceğiz. Konukların daha pratik ve zamanı çok iyi kullanan kişiler olmasına dikkat ede- ceğiz. Televizyon bir tansiyon olayı, çocuk bir kez sıkılıp, başını çe-virdimi bir daha TY.ye bakmaz. Sizin sanatçılıktan gelme bir yeteneğiniz var. Öğretmenlikte de en önemli olay çocuğun ilgisini çekmektedir. Benim amacım da bu zaten bu. "Gelecekte Milli Eğitim Gençlik ve Kültür Bakam olmak istiyorum. Politikaya bulaşmadan, nasıl çalıştığımı göstermek istiyorum. Halkın yanımda olacağına inanıyorum. Farzedin sizi Bakan yaptılar özel okullar hakkında ne düşünürdünüz. Biliyorsunuz giderek artıyor bu okullar. Şimdiden bu konuda birşey söylemek istemiyorum. Ama îngil-tere'dede Özel Öğretime yer veriliyor. Bunları hayâl olarak bakmadığım geleceğine inandığım günlerde konuşup, tartışacağız. Bizim sorulanmız bu kadar sizin ekleyeceğiz, bir şey var mı? Tabii gençleri seviyorum. Çocukları çok çok seviyorum.
|
0 yorum yazılmıştır