« Önceki |

28/1/2008

yeniden yaşayabilmek

Anlar
 
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
Ölüyorum...

 

             Borges

22/10/2007

barış manço ile eğitim üstüne bir söyleşi (sarp bengü)1987

21/10/2007 - barış manço ile eğitim üstüne bir söyleşi (sarp bengü)1987

1987 yılında Kültür koleji ninsahibi  efsanevi eğitimci Fehamettin Akıngüç ün isteği ile Yaşadıkça Eğitim isimli bir dergi çıkarmaya başladık.Hala yayın şyaşamı süren derginin genel yayın yönetmeni aynı zamanda o zaman rehberlik bürüsonun yöneticisi olan( başka çalışanım da yoktu zaten)ben;sarp bengü, yazı işleri müdürü ise O zamanlar Amerikada doktarasını yapmaya başlayan Bahar Akıngüçtü.İkinci sayıda söyleşi konuğumuz o zamanlar "adam olacak çocuk" programı ile milyonları ekran başına kilitleyen Barış mançoydu.

Manço'nun modadaki evinin restorasyonu henüz bitmemişti.Bir pazar sabahı sanki kardeşleri gelmişcesine rahat bir havada Mançolar beni karşıladı, evin salonunda beş yaşındaki Doğukan ve diğer mançolar pijamalıydı.Doğukan kanapede dizime uzanarak söyleşiyi kah uyuyarak kah bana bakarak dinledi.Bu söyleşi yaşadıkça eğitimden başka bir yerde yayımlanmadı.Yayımı konusunda şimdi genel müdür düzeyinde olan Bahar akıngüç ün afıına sığınarak yazıyı yayımladım.

Eğitim üstüne manço nun görüşlerinin zamana karşı tazeliği hala dikkat çekici.

şimdi söyleşiye bir göz atalım

 

Barış Manço:

Eğitim Okulla Sınırlandırılamaz

 


 

 Televizyonda yaptığı çocuk programları ile tümümüzün beğeni­sini kazanan Barış Manço'nun eğitim üstüne düşündüklerini sizler için sorduk. Uzun saçlı, aynalı kemerli, bolyüzüklü ve kendi deyi­miyle bir halk masalcısı olan Barış Manço da eğitim konusunda id-dialu "Politikaya bulaşmadan beni seçerlerse Milli Eğitim Bakanı olmak" istiyorum diyen Barış Manço eğitim konusundaki planla­rından bize söz etmedi ama söyleşimiz sırasında kendi ilkelerini çizdi. Barış Manço'nun temel ilkeleri genelde şöyleydi'

Müzik konusunda kendi kendisini eğittiği ve müzik de'alaylı, olduğu için örgün eğitim kadar yaygın bir halk eğitiminin uygulan­ması.

Liseyi bitirdikten sonra matematik ve fizik derslerinde başarılı olamamasından dolayı ilgi duyduğu mimarlık mesleğini elde ede­meyeceğini anlayan Barış Manço Belçika'da Kraliyet Akademisini bitirdi. Bu nedenle amaçladığı konulardan biri de üniversite sınav­larında gençlerin ilgilerine göre yerleştirilmesi ve sevdikleri meslek­lere yönetilmesi.

Barış Manço yurt dışında iki sevimli çocuk sahibi bir baba ol­du ve en çok dikkatini çeken konulardan biri doğum sonrası ilk mu­ayenelerde batılı doktorların boy, ağırlık gibi ölçüler alması yanı sı­ra "kafa ölçüsü"almaları oldu "Bizde neden kafa ölçüsü alınmıyor" diyen Barış Manço'nun eğitimde önem verilmesini istediği bir ko­nuda insanların düşüncelerine saygı gösterilmesi ve herkesin "kafa ölçüsünün" değerlendirilmesi.

Eğitim konusundaki fikirlerini biraz mizahi bir tanımlamayla özetlediğimiz Barış MANÇO sorularımızı şöyle yanıtladı.


Eğitim konusunda birtakım sorular sormadan önce eğitimin ne olduğunu soralım isterseniz. Nedir bu eğitim denilen şey sizce?

Eğitim hiç kuşkusuz bir altya­pıdır, insanın kendi kendine ya da içinde bulunduğu ortam için şekil-lendirilmesidir. Bakın, biz burada eğitim konusunda söyleşirken dışa­rıda bir taş ustası var taşlan şekil­lendiriyor şu sırada, belki ilkokul mezunu, belki hiç okumadı ama o da eğitim gördü taşları biçmeyi kes­meyi yerleştirmeyi öğrendi. Kimden öğrendi, ustasından öğrendi kendi kendine öğrendi.

Ustası olmasaydı öğrenebilir miydi diyorsunuz?

Evet, birisi ona temel verdi ama yeteneği olmasaydı olabilir miydi? Hayır, olamazdı elbet. Taş ustası kendisine aldığı temeli birçok yerden buldu, ustasından, kendisin­den, şartlardan kısacası herşeyden bir temel oluştu onda.

Sorumuzu bir başka türlü so­ralım isterseniz, okul sizce eğitimli olmak için gerekli mi?

Elbette gerekli değil, kalfa us­tasının yanında eğitimden geçiyor, onun okulu ustasının yanı ama, eği­tim ve okul özleştirilemez. Eğitim salt okuldan alınmaz. Eğitimi kesin­likle okulla sınırlamıyorum.

Sizi Barış Manço yapan eğiti­mi okulda kazandınız ama değil mi?

Hayır hiç de öyle değil. Evet, ben çok iyi okullarda okudum, Ga­latasaray lisesini bitirip ardından Belçika Kraliyet Akademisinde Mi­marlık bölümünü bitirdim ama, kimse "mektepli eğitimi görmüş Banş Manço'yu, mimar Banş Man-ço'yu tanımıyor. Ben, müzikte "alaylı"yım. Alaylı Barış Manço mektepli Banş Manço'dan daha iyi, daha başanlı değil ama, alaylı Ba­rış daha bir meşhur daha bir başa­nlı gibi değil mi? Kısacası ben de okuldan temel kazandım fakat her-şeyi okuldan kazanmadım. Peki nedir bu "alay" dostlarınız mı yaşadığınız çevre mi?

Doğrusu, "alay" herşey, insa­nın kendini eğitmesi, örneğin, mü­zik konusunda ben kendimi eğittim

bir yerlere ulaştım. Aslında halkın kendi görüşünden çıkarak ürettiği ne güzel sözcükler de var Türkçe-mizde "Nereden mezun olmuş? Hayat üniversitesinden", ne iş ya­par, "Kaldırım mühendisi" gibi sözcükler alaylı olanları, kendi alt­yapısını kendi hazırlayanları tanım­lıyor.

Alaylı olmak eğitimli olmak için yeterli mi?

Şu anda karşınızda 29 senedir elinde mikrofon sahnede çalışan bir alaylı duruyor. Biliyorsunuz demin de söylediğim gibi müziği okuldan öğrenmedim, alaylı olmak eğitimli olmak için yeterli mi, değil mi siz karar verin. Ancak bir de şu var müzik de resim gibi şiir gibi doğuş­tan kazanılmış bir takım yetenekler­le ulaşılan bir sanat alanı. Bu yete­nekler de eğitilerek şekillendirilir.

Ama aileniz de müzisyen var­dı değil mi?

Evet annem müzisyendi. Bizim ailede müzisyenlik geleneğinin bir­kaç kuşak öncesine dayandığı, hat­ta Tamburi Ali Efendinin dedele­rimden olduğu söylenir.

Yani sizin müzik eğitiminizde aileden gelen eğitimin payı var, ne dersiniz?

Tabii var. Mesela bizim evde pi­yano vardı. Annemle oturup piya­no çalardık. Gitar istediğim zaman da babam hayır demedi. İşte orada bir anlık bir kararla benim ilgimin devamını sağladı. Babam, "Bırak o gitarımda "ders çalış" demedi, de­seydi ben,ben olmazdım.

O halde size, sizi siz yapan te­mel eğitimin içinde aileniz mi, sos­yoekonomik yapınız mı, yoksa ye­teneğiniz mi en büyük rolü oyna­mıştır desek?...

Çok zor bir soru sormuş olur­sunuz. Bunu geniş boyutlu düşün­mek gerekir. Ama doğuştan kaza­nılan yetenek mutlaka en önemlisi olsa gerektir.

Kalıtım mı demek istiyorsu­nuz?

Yetenek, kalıtımla ilgili olduğu gibi sadece bir kişide de olabilir, ör­neğin benim oğullarımdan yalnızca Batıkan'da müzik yeteneği var gibi geliyor bana. Doğukan da çizgiye


daha yetenekli gibi gözüküyor. Ama ben herşeye karşın, ikisini de müzik konusunda destekliyorum.

Ailenin desteği gerçekten önemli değil mi?

Tabii bu yadsınamaz. Ailenin yardımı çok önemli. Yetenekli ola­bilirsiniz ama çevreniz sizi destek­lemezse, bir yere gelemezsiniz. Bir de çevre çokönemli tabii. Aile yar­dımda etse yetenekli de olsanız çev­renin desteğine muhtaçsınız.

Çocuklarınızın eğitimi hakkın­da neler yapmayı düşünüyorsunuz? Onlann gideceği okullar hakkında planlar yapmaya başladınız mı? Şimdiden siz de tonları yönlendiri­yor musunuz?

Hayır. Galiba bunun için he­nüz çok erken. Büyük oğlum henüz 5 yaşında, ana okuluna gidiyor. Ama, isteyerek severek gidiyor. îl-kul önlüğü giyemediği için de üzül-


dü ilk günlerinde. Sonra ona açık­ladık, saatin kollan şu kadar, şu ka­dar dönünce bir sene geçecek sen okula gidip siyah önlük giyeceksin dedik.

Çocuğunuzun 6 yaşında oku­la gitmesi sizce doğru mu. Biliyor­sunuz önceden 7 yaşında okula gi­diyordu. 6 yaşında okula gitmek da­ha mı yararlı?

Bence şimdiki kuşak çocukla­rı 6 yaşındayken gelişen teknoloji­nin etkisiyle bizlerden daha çok şey öğreniyorlar. Bu yüzden 6 yaşın okula gitmek için erken olduğunu düşünüyorum.

Çocuğunuz henüz okul olgunlu­ğuna erişmemiş olabilir. Bu konuda bir uzmana başvurmayı düşündünüz mü?

mmmmm.


Doğrusu şimdiye dek kimseye başvurmayı düşünmedim. Çocukla­rımın ikisi de Belçika'da doğdu


 

Orda yerleşik bir düzenim var. Bel­çika'da çocuklar 6 yaşında okula başlıyorlar bu yüzden çocukların 6 yaşına okula gitmesine en azından ben hazırım.

Belki de Belçika'da çocuğunu-zunu 6 yaşında okula hazır olup ol­madığı ile ilgilenmişlerdir.

Doğru, orada doğumdan baş­layarak çocuklarla ilgileniyorlar, örneğin çocuklar doğduktan bir hafta sonra Belçika sağlık bakanlı­ğından evimize gelen ücretsiz hem­şireler doktorlar tarafından muaye­ne edildiler burada bir olay dikka­timizi çekti.

BİZDE KAFA YAPISI ÖNEMLİ DEĞİL

Neydi o olay?

Doktorlar ya da hemşireler do­ğum sonrası kontroller için eve gel­diği zaman muayene sırasında ben de yanlarında bulunuyordum. Ço­cukların boyunu kilosunu ölçtükten sonra asker kepinin başı sardığı hi­zayı, bildiğimiz, annemizin kullan­dığı mezuro ile ölçüyorlardı. "Var­dır bir hikmeti", dedik sustuk. Ay­lar sonra Türkiye'ye geldik. Bura­da oldukça saygın, pahalı, herkes­çe bilinen bir çocuk doktoruna git­tik. Doktor kafa ölçüsü dışında tüm ölçüleri aldı. Kafa ölçmeyi unuttu sandım. Bir kez daha gitti yine unuttu. Bir kez daha... Yine unut­tu. En sonunda dayanamayıp sor­dum "bizde böyle şeylere rağbet edilmez" dedi. Ne demek istiyorsu­nuz yani dedim, yani bizde insanın poposunun genişliği, boyu poşu önemli de insamn kafasının bir öne­mi yok mu kafa yapısı, kafasının öl­çüsü önemli değil mi?

Niçin alıyorlarmış kafa ölçüsü­nü öğrendiniz mi?

Halen de öğrenmiş değilim me­rak ediyorum ama, bizde de alınma­lı bu kafa ölçüsü. Adamlar belki ukalalık ediyçrlar, belki yaptıkları züppelik ama birşeyler yapıyorlar. İnsana daha bir güven veriyorlar ya.

Siz çocuklarınızı okula nasıl hazırlıyorsunuz? Evdeki eğitimleri için neler yapıyorsunuz?

Şimdilik onlara müzik dinleti­yorum, masal anlatıyorum okuma


yaşına geldiklerinde de ona göre biı sistem belirleyeceğim.

Aslında sizin, müzisyenliğiniz yanı sıra yine alaydan gelme bir mesleğiniz daha oldu değil mi. Te­levizyonda çocuklar için yaptığınız eğitici programlarınız oldu. Bu ko­nuda neler söyleyeceksiniz?

Evet çocukların ügüerine yöne­lik olarak 13 haftalık programlar yaptık. Bu programlara gelen mektuplara bağlı olarak yüzde yüz başarı kazandığımıza inanıyorum. Bana gelen mektupların hâlâ yüz­de 30'u çocuklardan geliyor.

Çocuklarla iletişim kurmanı­zın nedenleri arasında "Arkadaşım Eşek" şarkısının bir rolü var mı?

Olabilir ama çocuklarla iletişi­mim daha öncelere dayanır. Fakat bu şarkıdan sonra bir şekil kazan­dı ve daha da arttı. Bu şarkı benim onlara verdiğim sinyaldi aslında. Benim şarkılarımı büyüklerden da­ha iyi anlıyorlardı. Çocuklarla her zaman daha iyi anlaşmışımdır. Be­nim dediklerim anlaşılıyor. Artık çağdaş bir masalcı olduğum giderek daha çok ortaya çıkıyor. Zaten yıl­lardır Hafif Türk Müziği sanatçısı olmadığımı söyledim durdum. Ben bildiğiniz bir halk ozanıyım, elinde sazı köy köy dolaşıp masal anlatan bir ozan.

Bu masalları yazarken eski ma­sallardan yararlanıyor musunuz?

Hayır, kendi masallarımı ken­dim yazıyorum. Tabii arada esinlen­diğim masallar da oluyor.

Nelerden, hangi masallardan esinleniyorsunuz

Belli olmuyor. Genellikle oku­duğum kitapların etkileri beste ya­parken ortaya çıkıyor.

Ne tür kitaplar okuyorsunuz?

Ben her çeşit kitap okurum, ne bulsam okurum.

Kurgu bilim okur musunuz, se­ver misiniz?

BİR TEK MASAL VAR

Doğrusu kurgu bilimi kendime çok yakın buluyorum. Bence zihin açıcı çağımızın gittikçe matlaşan mekanik havasına yeni ufuklar açı­yor. Değişik boyutlara ulaşıyoruz gi­bime geliyor. Zaten doğada bir tek


masal var.

Hangi masal o?

Adem üe Havva, Kerem Ue As­lı, Ferhat ile Şirin, Romeo-Jüliet so­nuçta hepsi aynı masal. Bizim din­lediklerimiz bunların çeşitlemeleri. Bu öyle bir masal ki, birbirini ta­mamlayım iki puzzle parçacığı gibi. İnsanlar yüzyıllardır aynı biçimde tamamlanıyor. Şimdi aynı biçim ay­nı tamamlanış kurgu bilim şeklin­de sunulduğunda çocuk çok büyük zevk alıyor.

Şimdiki çocuklar elektronik müzikten de çok hoşlanıyorlar. Bu konuda ki yaklaşımınız nedir?

Sağlıklı bir yaklaşım yapama­yacağım. Neden sevdiklerini bilmi­yoruz. Biz de salt çocukların ilgisi yüzünden elektronik bilgimizidaha da geliştirmeye çalışıyoruz. Müzik artık artık çağımızın bir gereksini­mi haline geldi. Bunu dinleyici kit­lemizin eskiye oranla çok fazla olu­şundan çıkarıyorum. Bu da olum­lu bir gelişim.

Peki bilgisayarların giderek ya­şantımıza girmesi hakkında neler düşünüyorsunuz?

Biz grup olarak yıllardır bilgi­sayar kullanıyoruz. 2023 adlı uzun­çaların devamı olan 2025'te de bil­gisayar kullandık.

Çocuklarla bilgisayar arası ile­tişim nasıl olmalı ne dersiniz?

Benim çocuklardan söz ediyor­sak şunu derim; Bilgisayar kullan­mak için küçüklerin tuşların üstün­deki yazılan okumaları gerekir en azmdan. çocukların okul öncesin­de okuma yazma öğrenmeleri taraf­tarı değilim, o yüzden bilgisayara ilkokulda başlanması gerekir diyo­rum.

Neden çocukların okul önce­sinde okuma öğrenmelerini doğru bulmuyorsunuz?

Çocuklar okuma öğrenince da­ha ileride buldukları arkadaşların­dan kendilerini soyutlarlar gibi ge­liyor bana.

Sizi bazı kesimler eğitimci ola­rak görmeye başladılar.Sizin eğitim­cilik yanınıza dönersek, herkesin merak ettiği bir soru var "nereden

çıktı bu eğitimcilik"?

Çocuğum olmadan önce de bende bu özellik vardı. Öğretmen­lerin bir sınıftaki çocuklara ders dinletmesi için nasıl bir eğitimcilik yanı onlarda gelişiyorsa, bende de böyle bir özellik konserlerde gerçek­leşti. Üstelik benim "sınıflarım" çok daha büyük. Aslında tam bir eğitimci değilim. Konserlerdeki sah­ne tekniğim çocuklarla iletişimim kendi başıma geliştirdiğim bir olay. Ben bunu rahatlıkla ve bilinçle kul­lanıyorum.

Yani eğitimde de alaylısınız?

Doğru, bunu da konserin ser­gilemeye sunuş ortamında elde et­tim gibi geliyor bana. Konsere her hava koşulunda, karda yağmurda, sıcakta geliyorlar. Gelenlerin geldik­lerinden daha mutlu dönmeleri ge­rekiyor. Dolayısıyla konserlere da­ha bir özen gösterdiğimiz bir ger­çek. Kısaca konserlerin bir eğitim­sel olay olduğunu kabul ediyoruz. Bu daha ileri de daha da çok orta­ya çıkacak.

Şimdi konunun yönünü biraz değiştirelim isterseniz. Söyleşinin başında okuduğunuz okullardan sözettik. Sizin okuldaki eğitiminiz mimar olmakla sonuçlandı. Neden mimar olmayı seçmiştiniz?

Kendimi çizgilere çok yakın bul­dum. Lisede ite kaka giden bir öğren­ci iken, üniversite de olayı sevdiğim için açıldım başarılı bir öğrenci oldum.

Tabii bu bölümü kendiniz seç­tiniz ve ekonomik olarak eğitiminiz mümkün oldu.

İmkânlarımı kendim yarattım, yapmadığım iş kalmadı, garsonluk yaptım araba kullandım, araba ta­miri yaptım para kazanıp okudum.

İstediğiniz bölümde okumak, başarınızı olumlu yönde etkileyen unsurlardan biri değil mi? Bir baş­ka deyişle, üniversite giriş sınavın­da istemediğiniz ancak puanınızın tuttuğu bir bölüme gitseydiniz ba­şarılı bir öğrenci, iyi bir mimar ola­mazdınız.

Doğru. Zaten benimde yurt dı­şına gitmemin nedeni bu oldu. Li­seyi bitirdiğim yıl üniversite giriş sı-


navlan başlamıştı ve sınavda "ne­resi çıkarsa bahtına" düşüncesi uy­gulanmak üzereydi. Güzel sanatlar akademisine girmek istiyordum an­cak mimar olmam için fizik ve ma­tematiğin iyi olması gerekiyordu. Oysa benim en başaramadığım dersti bunlar. Kazanamayacağımı anlamıştım. İşte o zaman "yurt dı­şına giderim, sürünürüm ama hiç olmazsa istediğim dalda okurum" dedim.

iradenizle, kendi gücünüzle ba­şardınız bu işi yani?

Evet zaten irade insanın kendi olmasında en önemli etken.

Çocuklarla ilgili programlar si­ze ne kazandırdı, ilerde neler yap­mak istiyorsunuz?

Bu programlar yüzünden ken­dime olan güvenim daha da arttı. Bazan değişik yaş gruplarından ço­cukların sorulan beni bunalttı. Ken­dimi daha iyi donatıp, hazırlamam gerektiğine inandım. Bu kez daha iyi konular seçeceğiz. Konukların daha pratik ve zamanı çok iyi kul­lanan kişiler olmasına dikkat ede-


ceğiz. Televizyon bir tansiyon ola­yı, çocuk bir kez sıkılıp, başını çe-virdimi bir daha TY.ye bakmaz.

Sizin sanatçılıktan gelme bir yeteneğiniz var. Öğretmenlikte de en önemli olay çocuğun ilgisini çek­mektedir.

Benim amacım da bu zaten bu. "Gelecekte Milli Eğitim Gençlik ve Kültür Bakam olmak istiyorum. Po­litikaya bulaşmadan, nasıl çalıştığı­mı göstermek istiyorum. Halkın ya­nımda olacağına inanıyorum.

Farzedin sizi Bakan yaptılar özel okullar hakkında ne düşünür­dünüz. Biliyorsunuz giderek artıyor bu okullar.

Şimdiden bu konuda birşey söylemek istemiyorum. Ama îngil-tere'dede Özel Öğretime yer veriliyor. Bunları hayâl olarak bakmadığım geleceğine inandığım günlerde ko­nuşup, tartışacağız. Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

12/4/2007

faust rehabilitasyon merkezinde

"Rehabilitasyon merkezleri soyguncu mu ? "Yazısı yayımlandığından bu yana bir çok yanıt geldi .

Yazıda rehabilitasyon merkezlerinden çıkan pis  kokudan sözediliyordu.Bu kez lağım kapağını kim açık bırakmıştı.?İstanbul"da kanalizasyon kapağı açık olduğu için yaşamını yitiren küçük Dilara'nın ölümünde olduğu gibi şimdi sorumlular kimdi.?Rehabilitasyon merkezlerindeki kanalizasyon kapağını kim veya kimler niye açık bırakıyordu.Küçük Dilaralar bu kez engelli oldukları ve anlama sıkıntıları olduğu için mi sorumlular bulunamıyordu.?

Rehabilitasyon merkezlerinde neler oluyordu ve hepimizin bildiği ve hoşlanmadığı şeyler neden oluyordu.Para için herkes ünlü Alman ozanı, oyun yazarı johann Wolfang von Goethe 'nin

Faust yapıtındaki gibi gibi ruhunu şeytana satan Dr Faust mu olmuştu ?Peki yeni Dr Faustlarımız kimlerdi ?

Faust piyesindeki  şeytanı simgeleyen Mefisto kendini bu kez nasıl gösteriyordu? .Kimler, şeytanla, nasıl bir anlaşma yapıyordu?.Engellilerin Rehabilitasyonu alanında ortaya çıkan yolsuzlukları çözmek için  yazıyı okuyan bir müfettişimiz sordu ilk önce .Rehabilitasyon merkezlerinde çıkan kokunun nereden geliyordu?.

 

Mektup şöyle;

Değerli arkadaşım;

rehabilitasyon merkezleri ile ilgili yazmış olduğunuz yazıyı büyük bir beğeni ile okudum.

Emeğinize sağlık.

Ben Doğuda bir ilde ilköğretim müfettişi olarak görev yapmaktayım. Bu konu ile özel olarak ilgilenmekteyim.

Sistemdeki çarpıklıklar ve çözüm önerilerinizi benle paylaşırsanız sevinirim.

Saygılarımla...

Murat Aktuna

 

Sayın Aktuna gerçekten de eğtimcilerin önemli hasletlerinden olan cesaretlendirme görevini tamamen başarmış görünüyor.

Aynı cesaretten aydınlanan birvelimiz ve rehabilitasyon merkezi kuruculuğu yapmış isminin saklanmasını isteyen okurumuz  şu mektubu yazmış ;

 

"selamlar.

Epeydir rehabilitasyon.com sitesine girmiyordum. Azıcık
neler olmuş diye üstünkörü bakarken "rehabilitasyon merkezleri soyguncu mu?"
haber başlığı beni mıknatıs gibi çekti. Nedenini ve kim olduğumu ne
yaptığımı neler yapmaya çalıştığımı sizinle paylaşmak istiyorum. Şu anda
gözlerimin içi cam kırığı doluymuş halde yazıyorum. Çünkü yazmadan
uyuyamayacağımı iyi biliyorum. Yalnız öncelikle bir soruyla başlamak
istiyorum. Bu kadar bilgi elinizde var olduğuna göre yasal mercilerle
bölüştünüz mü? bölüşmüşsünüzüdür umarım. Yok! bölüşmediyseniz ya da
çekinceleriniz varsa başta ben olmak üzere ve bu pisliklerden rahatsızlık
duyan herkesten yardım ve destek isteyerek bu işe iş işten geçmeden bir el
atalım istiyorum. Çünkü benim uykularım kaçıyor, sizinkinin kaçtığı gibi...
. Kısa kesmeye çalışcağım. Otistik babasıyım. 2001 yılında
rehabilitasyon merkezi açmak zorunda kaldım, çünkü yoktu. SHÇEK
bana iş yaptırmamak için elinden geleni yaptı. Tek bir kuruş benden
alamadılar. Ayıptır söylemesi elimde çok açıktır aksine. 2004 te
Ö
adında bir rehabilitasyon merkezi açıldı. Ruhsat almadan hatta diyeyim ki
gerisini siz anlayın. SHÇEK bizi denetleyen kısacası amirimiz pozisyonunda.
Ben onları ağır cezada yargılattım. Mahkemenin üzerinde ne yazık ki çok
baskı vardı. "nitelikli görevi kötüye kullanma" suçuyla davayı karara
bağladılar. Temyize gönderdim. 10-15 gün önce iki
xxx milletvekili beni
aradılar. Benden bu davayı geri almamı istediler. Umursamadım tabii.
Ankara'd
MEB te bir daire başkanına konuyu açamak için yer yapmaya
çalışırken bana "ne yazıkki süistimaller hep olmuştur, olacaktır da" dedi.
Hatta olmalıdır diyecek ti zannettim bir an. İlde en yetkili iktidar partisi
mensubuna konuyu gayriresmi yazılı aktardım. Çıt yok. İl Milli eğitim
müdürlüğündeki ilgili şube müdürünün kulağına bir şeyler gönderiyorum
"banane canım, komisyon faturalara bakıyor, onlar müdehele etsinler" diyor.
Rehberlik müdürü rehabilitasyon merkezlerinin müdürlerini topladığı resmi
bir toplantıda " hanım
efendi nasıl oluyor ya 300 çocuğun çoğunda eğitimi siz
veriyormuşsunuz gibi gösteriyorsunuz?" soruy
u Hanim bir kurumun müdürü.
Müdür günde maksimum iki ders verebilir. 300 çocuklu bir merkezde müdür
normalde hacet gidermeye zamanı olmaz aslında. Ha esas mesele de şu. 5-6
odalı bir yerde 300 küsür çocuk dikkat edin. Müdürün Cevabını merak ettiniz
değil mi?
Hanım Sadece sırıtıyor. Afedersiniz, hani maçtan sonra manidar bir
şekilde "nasıl geçirdik" bakışı var ya o cisten. Rehberlik müdürü ki
faturaları o inceliyor. Rahatsızlık hat safhada. mızrak çuvala sığmıyor ya,
bari ara ara bir şeyler diyeyimde ilerde kendimi kurtarayım telaşında. En
büyük pislik orda. Komisyon başkanı olarak çalışa
n İ D' ya yıllar
önceden bu kurumda çalışma izni veren ta kendisidir. Enteresan değil mi? O
kurumun sahibi doktor! Şiyakette bulundum kademe durdurma cezası falan gibi
aparatif ceza aldı. Görevini kötüye kullanıyor aslında. Hastanede çünkü.
Gaz
etede reklam mahiyetinde haberde poz veriyor. Peşinden bir kanun çıktı,
sütten çıkmış ak kaşık. Bir kurum daha var Y'da. Sahibi tesadüfe bak
yine doktor... Bu doktorda devlet hastanesinde sağlık kurulu başkanı. Bu
sadece bir tesadüf... Ne kadar ayıp aklınıza neler geliyor. Ha bu doktor
önce kayınpederinin adına bir yer açıyor. İkinci merkezide kendi adına. Az
önce chp milletvekilleri arıyor dedim ya, peşinden
xx parti (il)nin en
yetkili ismi sesiz kalıyor dedim ya. Peşinden
yyy partisi başka bir yolla bana
"şıııışt akıllı ol" mesajı gönderiyor. Siyaset bu işin göbeğindeyken bu
işler nasıl temizlenecek onu merak ediyorum.
Neyse en can alıcı olayı atlayacaktım nerdeyse... Ö isimli
rehabilitasyon merkezi aslında 100-120 civarında özürlüye hizmet
verebiliyor. Ocak ayında 288, şubatta daha da arttığını biliyorum. Yeni bir
bina kiraladı. Bina deprem yönetmeliğine aykırı, imar kanununa aykırı, kaçak
kat var falan filan. Dernek olarak valiliğe yazı yazdık uyardık. Valilik
belediye, iskan müdürlüğüne, mebe yazılar yazdı. Bir ay sonra oraya ruhsat
verildi valilik yazısına rağmen. Bize de ilgili yerlere yazı yazdık cevap
bekliyoruz, şeklinde "hadi işinizie" der gibi bir cevap. Bu binaya geçerek
eskiden vurduğu vurgunu kapatmaya çalışıyor tabi.

Yok deve demeyin
ayıp olur, deveye. Şu an yazımı kesmek zorundayım. Bunun gibi en az 50
misli yazmam gerekiyor, ama izin istiyeceğim sizden.. Kontak kurarsanız
sizinle her yere varım. Beni hayal kırıklığına uğratmayacağınızı bekliyorum.
Çok şeyler biliyorum çünkü. Ben merkez çalıştırdım, ben özürlü babasıyım,
ben sivil toplum kuruluşunda başkan yardımcısıyım, ben... ben... ben...
neyse... iletişime geçerseniz sevinirim. Geçmeseniz bile varolmanız bile
beni mutlu eder. Sağlık ve başarılar dilerim."

 

İki mektubun üstüne, rehabilitasyon merkezinde çalışan bir çok emekçinin de diyecekleri de vardır.Yardım edilmesi gereken engellilere devletten gelen çeklerin kabartıtığı iştah sahipleri teker teker tabutlarından çıkan vampirlere dönüşüp ortalıkta dolaşmaya başladılar demek ki. Gelen paranın devamlılığı tüm suç unsurlarını örtebilen debisi kuvvetli akan bir nehir gibi .

 

Rehabilitasyon merkezleri yasaların ve yönetmeliklerin hükümleri gözardı edilerek açılabiliyor.Bayındırlık müdürlüğünden sorunlu binaya olur vermek en hafiflerinden biri.

Ama en önemli konu, eğitimcilerin ücretlerini ödeme konusunda uzman olmayan kişilerce yapılan  yolsuzluklar Eğitimcilerin işinin ehli olmaması nedeniyle ders saatlerini dolduramayan yöneticiler kendi üstlerine ders saati yazdırıyor diplomalar kiralanıyor,dışarıdan gelen devlet memuru Ram cı ya da Rehber öğretmenler vergi kaçırdıkları gibi yasa dışında çalışıyor kurucu asgari ücretle çalışan eğtimcilere fatura imzalatarak kendisi de vergi kaçırıyor.

Devlet memuru psikolog, rehber öğretmen ya da özel eğitimci dışarıdan çalışarak hem devlet memuriyetinin nimetlerinden yararlanıyor hem de özel sektörün cennet bahçelerinde dolaşabiliyor.İşlerine giden Ram cılar başvuranlardan artık gittikçe pişkinleşerek dosya ,a 4 kağıdı gibi kırtasiyeler talep edebiliyor.Çünkü devlet engellilere  ayda şu kadar para veriyor , hani onların payları.Yani pis kokunun bir kısmı   Ram"dan başlayarak özel eğitime  bulaşan paranın kokusu diğer kısmı ise kendi ne bakamayacak ve neler  olduğunu anlayamayacağı varsayılan engellilerin hakkını emenlerin kan kokusu.

Kendileri engellilere  yardım etmek gibi kutsal bir görevi yaşayan meslek sahiplerinin ayrıca diplomalarını kiraya vermeleri ise şeytan anlaşmalarının  en çetrefillisi.

Emekli özel eğitimci bir yandan rahat rahat politika üstüne konuşup çekirdek çitlerken diğer yandan etik ten hatta ahlaktan söz edebiliyor.YAŞAMINI MESLEĞE ADAMIŞ MESLEKDAŞLARINI UNUTARAK DİPLOMASINI kiralıyor,sokakta gördüğü ve tanımadığı engellileri eğtimcilere gidiyormuş gibi aldatıyor ve ailerin umutlarını yok sayıyor  ve geceleri  rahat uyuyabiliyor..

Kiralık diplomalar   bir başka eğitimciyi köle fiyatına çalıştırarak para için rehabilitasyon merkezi açmış işverenin işgücü sorununu çözüyor .Kiralık diplamalarla stajyerliği bile olmayan hayatında ilk defa özel eğitime bulaşmış insanlara çocuklar teslim ediliyor paralar alınıyor cepler doluyor ve devran dönüyor.

Meb yöneticilerinin çok iyi bildiği gibi Rehabilitasyon merkezlerinde uyduruk kurslar düzenleniyor ve bölümü uyan genç üniversite mezunu  yasalarda bilirtildiği gibi sınıfa yalnız girme hakkına bile sahip olamadığı halde derse giriyor ,kiralık diplomalar ders saatlerini dolduruyor.Stajyerlik süreleri iştah sahiplerini durduramıyor Ortalıkta ehliyetli eğitimci yoksa işverenimiz büyük kurnazlıkla yeni başlayanlar için yasal zorunluluk olan uzun stajın da üstesinden geliyor,deneyimli eğitimciler üç kuruşa saattlerce çalışıp tatlı bir huzurla evlerine dönerken diploma tüccarları ucuz işgücünün verdiği rehavetle  cepleri dolu dolaşarak  ahlaktan söz edebilen şerefli insanlar oluyorlar..

Eğitimciler çok kez sigortasız çalışabiliyor.

Yasalar bunu önlemeye çalışsa da devletten gelen tatlı paranın biraz paylaştırılması bigortalı çalıştırmak konusundaki engelleri yıkabiliyor.Burdur Özürlüler Derneği Mübeccel Sayılı Rehabilitasyon merkezinde olduğu gibi asgari ücretle gösterilen PDR cisinin sigortasını dahi ödemeyerek devlet dairelerindeki memurlara yemek ısmarlayarak bir yandan aynı eğitimci ile çalışıyor gözükup diğer yandan SSK  ya yok gösterebiliyor.Ve ne yazik ki yetkilere harcanan yemek paraları her yerde asgari ücretle çalışan eğtimcilerin sigortasını ödemekten daha karlı olduğu için sigortasız çalıştırma bir çok kurum yaygın bir uygulama alanı olabiliyor

Vergi memurları için bir eğitimcinin 350 YTL ye çalışması dikkat çekici olmuyor zaten...Bu farklılık zaten  rehabilitasyon merkezleri dışında bir çok kurumda da ticari bir dustür olmuş durumda.Herkesin asgari ücretle gösterilmesi zaten doğal karşılanabiliyor.!

Tüm bunların karşısında velilerimiz rehabilitasyon merkezlerine gidiyor ve kiralık diploma yetkilerinin arkasında çalışan ehliyetsiz yasa dışı genç "eğitimcilerle" çalışıyor.Devletin engellilerin eğitimi için ayırdığı ücret böylece belli bir parayı paylaşan küçük gruplar oluşmasına neden oluyor.

 

Çocuklara Ram'dan alınan raporlar bayatlamış testler  ise ayrı bir teftiş konusu ........................

 

Engellilere Gelen ücretin denetimi yapılamıyor çünkü dilimi büyük pastadan bir parmak bal herkesi susturuyor.Söz gümüşse sukut altın oluyor. 

 

Böylece rehabilitasyon merkezlerinde yeni Faustlar çıkıyor.Hem de ahlaktan sözeden, ekmek parasının kutsallığından sezeden yeni Faustlar .Hergün yüzyüze bakarak ikiyüzlülüğümüzü anımsatan keskin dişli, "ahlaklı" faustlar.

Rehabilitasyon merkezleri soyguncu mu değil mi ,faust bunu biliyor şeytanla sözleşmesi ona tatlı geliyor ve kimseye söylemiyor

DR FAUST KİMDİR

1749-1832 yılları arasında yaşamış olan ünlü Alman ozanı, oyun yazarı Johann Wolfgang von Goethe'nin Faust adlı şiirsel oyunu dünya klasikleri arasında önemli bir yer tutar.

Oyunun baş kahramanı Faust, felsefeyi, tıbbı, doğa bilimlerini, teolojiyi araştırmış, gençlik ve olgunluk çağını yeryüzünün sırlarını çözmek için tüketmiştir. Faust'un bu arayışı Şeytan'ı (Mefistofeles) rahatsız etmektedir. Çünkü pek çok insanı felaketlerle yok etmesine, pek çok insanı dünyasal hazlarla uçuruma düşürmesine karşın, yeryüzündeki Faust adındaki doktor, akıl ve bilgi ile kendisine direnmektedir. Tanrı'dan Faust'u doğru yoldan çıkarmak için izin isteyen Mefistofeles,onun bunalımlar içinde olduğu bir gece karşısına çıkar ve Faust'a dünya hazlarını vaad eder.Bir iddiaya girerler. Mefistofeles, onun bilgi hastalığından kalbini kurtaracak, yaşatacağı en güzel hazlar karşısında Faust "Dur ey zaman,ne güzelsin!" diyecek olursa iddiayı Mefistofeles kazanmış olacaktır. Mefistofeles, Faust'u gençleştirir ve ona aşk duygusunu tattırır. Faust, bu duyguyu sadece Gretchen adlı genç bir kızdan çok ötede Helene idealine kadar hissedecek, ama her şeye karşın Mefistofeles'e beklediği cavabı vermeyecektir.

Faust, Goethe'nin neredeyse tüm yaşamı boyunca yazarak tamamladığı bir yapıttır. Urfaust adıyla onsekiz yaşında başladığı oyunu, Faust I ve Faust II adıyla iki büyük bölüm halinde yazarak seksenüç yaşında ölümünden kısa bir süre önce bitirebilmiştir.

Goethe, Faust'un konusunu çok eski bir öyküden almıştır. Şeytanla bahse giren insanoğlu teması önceki yüzyıllarda da birçok öyküye ve oyuna konu olmuştur. Goethe'den önce birçok yazar tarafından defalarca işlenmiş bir konu olan Faust, daha önce de usta bir İngiliz yazarı olan Christopher Marlowe (1564-1593) tarafından Doktor Faustus adıyla işlenmiştir. Aynı konudan hareket etmelerine karşın iki oyunun olay örgüsü çok farklı biçimde gelişir ve sonuçlanır. Marlowe, Faust'u şeytanla girdiği anlaşmayı kaybeden biri olarak ele almıştır. Oysa Goethe Faust karakterini Şeytan Mefistofeles'e yenilmeyen bir insan olarak incelemiştir. Goethe, Faust'unda evrensel bir insan tragedyası yaratmıştır.

Goethe'nin Faust'u içeriğinin çok zengin felsefi derinliği nedeniyle pek çok farklı yorumla yüzlerce kez yeniden incelenmiş, dünyanın tüm ülkelerinde çok farklı yorumlarla sahnelenmiştir.

Kaynak: Faust Oyun Broşürü, Önder Paker, "Faust'u Sahnelerken", 2005

Faust, Goethe'nin butün eserlerinin bir birleşimi olarak kabul edilir. vikipediden alınmıştır

"http://tr.wikipedia.org/wiki/Faust_%28kitap%29"'dan alındı

19/1/2007

otizm tanılı çocuklarda yaygın gelişim artırma çalışması

Otizmde yaygın gelişim artırma çalışması 

 

(Oxford Turca Çocuk Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi çalışanları ve yöneticilerine teşekkürlerimle)

 

 

Otizm tanılarıyla eğitime başvuran öğrencilerdeki gelişim ve biliş  düzeyinin çeşitli ölçme değerlendirme  araçlarıyla yapılan saptama sonucunda başlayan ve gelişim alanlarının bütünü arasında etkileşime dayalı  eğitimine  yaygın gelişimsel çalışma tanımlaması yapmak mümkündür.

Yaygın gelişimsel çalışma, aslında tüm gelişim geriliklerinde ,zihinsel engellerde ,ve ruhsal farkılılık gösteren çocuklarda yapılabilen psiko pedagojik geleneksel bir çalışmadır.

Genel psiko pedogojik ilkeleri içerir

Psiko pedagojik eğitim temelde  Kişinin kendi farkındalığını artırarak kendini iyi etme potansiyeli olduğunu varsayar. Psiko pedagojik eğitim Rousseau nun  İnsanın iyi doğduğu ilkesini kabul eder,ve montesorinin “insanın kendini iyileştirme potansiyeli” ilkesi yanı sıra   davranışların değiştirilmesinde yalnızca edimsel teknikleri benimser.

Pisiko pedagojik eğitim bireyin devinsel ve bilişsel düzeyinde ortalamaya göre geri  alanları olabildiğince   geliştirmeye  çalışır.

Gerçekten de insan  için eğitimde en iyi ödül kendi başarısıdır. Montessori’nin deyişiyle insanın alabileceği  en iyi ödül başkasının değerleriyle ve hükümleri ile verilen bir ödül değildir ,İngilizce deyişiyle award değildir ,  kendi kazandığı’dır  yine İngilizce deyişiyle “prize” olan başarıdır  dışardan verilen ödüller klasik şartlamayı ve bireysel gelişimi göz ardı eden ödüllerdir ve eğitimsel değildir.

Otizm tanısına gelince otizm tanısı dikkat eksikliği ve öğrenme bozukluğu dahil ,bilişsel düzensizlikler ve psikozları da içerenbir çok olguyu ve farklı gelişimi barındıran örtüşük semptonların  biraradılığına sahiptir.

Otizm tanılarına baktığımızda sonuçlarına dayalı olarak  çeşitli isimler aldığını  görürüz .Başta çocuklarda farklı gelişim alanlarında duraklamayı ya da yavaş gelişimi  işaret eden yaygın gelişim gecikmesi ,beş duyu arası dengesizlik,sosyal gelişim gecikmesi, 50 li yıllarda çocukluk şizofrenisi ,ve hareki koordinasyon yetersizliği   en sık duyduğumz isimler arasındadır

Otizm tanılı çocuklarda  görülen değişik sayıda ve nitelikte  dikkat eksikliği öğrenme bozukluğu  semptonları eğitimsel çalışmalarla düzenlenmediğinde kişinin düşüncelerinin, duygularının ve arzularının, dünyayı kendi algılayış biçimi de farklılılaşır..İstemlerini norolojik engelleri dolayısıyla belirtemeyen bireyin iç gerçekliği ile  dış gerçekliği arasındaki fark  bağdaşmayacak denli açılabilir.Öğrenme önündeki engellerin kaldırılmasının kendi iç dünyasına kapanmasını engelleyeceğini söylemek bir öngörü değildir.

Birey olay, nesne ve olguları norm içinde bulunan kişilerin paylaştığı gerçeklik temelinde değil kendi duygu ve düşüncelerinin ışığı altında değerlendirir. Bu tanımıyla patolojik bir anlam taşır. Karşılık, red, sosyal etkileşim ve , iletişimde devam eden bozukluklar,ve genellikle  stereotip davranış paterni ile karakterize edildiği düşünülür..

 Otizm  genel anlamıyla  sosyal anlamda çevreye tepkisizlik, sözlü veya başka türlü iletişim güçlükleri, gerçeklikten uzaklaşma, içe kapanma, nesnelere karşı aşırı düşkünlük, takıntılı hareketlerle tanımlanan bir süreçtir.

Otizm tanılı çocufklarımıza baktığımızda ilk kullandığımız ölçme değerlendirme araçlarının belirlediği aralıklara bakarak genel bir çalışma planı çıkarmak mümkündür.

 

 

Genel anlamıyla   otizm  tanısıyla psikopedagojik eğitime gelmiş öğrencilerdeki kişisel sosyal ,devinsel ,dil ve bilişsel gelişim farklılıklarına bakmak gerekir.Gördüğümüz farklılıkların tek tek çalaşabilmesi çocuğun kendini gerçekleştirmesinde izlenecek yöntemdir.Kişişesel sosyal gelişimin hareki yapıya bağlı olduğunu düşünürsek önce devinsel yapıya bakmak daha doğru olacaktır

İnce devinsel gelişim:Okul öncesi dönemdeki otizm tanılı çocukların büyük çoğunluğunda ince devinsel gelişimin geri kaldığı görülür.

Görülen farklılıklar şunlardır

Dikkat eksikliğii ve Öğrenme bozukluklarında DEHB de görebileceğimiz gergin ve yumuşak olmayan bir el

avuç içi yakalama ve bütünsel tutuş

İşaret parmağı ve orta parmağın üst üste bindirilerek tutuş yapmak

Serçe parmağı ve avuç içi arası tutuş yapmak

DEHB tanılı çocuklarda da görülen orta parmakla klavye kullanmak ve işaret parmağı yerine orta parmakla işaret etmek

Ağır davranış bozuklarında ve hareki koordinasyon eksiklerinde görebileceğimiz orta parmak ve işaret parmağı arasına sıkıştırılan başparmak

Nesnelere elinin üstüyle  dokunma isteği

Ters ve düzü karıştırmak

Lateralleşme de farklılıklar,miks ya da sol kullanım

Bilgisayar faresi kallarıken tıklama yapamayıp döner bölümleri kullanmak.

Çivi takmalarda ,makas la kesme etkinliklerinde de görülübielecek  el göz koordinasyonunda zayıflıklar.

Parmak şıklatamamak ,güzel anlamında baş işaret ve orta parmağın birleştirilerek kullanılamaması,işyaretleminin tüm el ile yapılması.

Elin butunsel olarak aşırı kıvrak olması

Güzel anlamında kullanılamayan üç parmağın seri olarak masaya hafifçe vurulabilmesi dört parmağın seri olarak nesnelere vurularak dokunma yapılması

Elle ilgili çalışmalarda latarelleşmenin saptanması çok önemlidir.Çocuklar kendilerini belirtemedikleri için genelde sağlak eğitimciler için de kolaylık sağladığından solak bir çocuk için sağlak bir eğitim  hatası yapabilmek mümkündür.El göz koordinasyonu çalışmaları yanı sıra parmak oyunları ,parmak boya ve hamur kullanımı  ve sayıları el işaratyala ile  gösterme  dahil parmakların kullanabilmesinin öğretilmesini sağlama çalışmaları yapılabilir..

 

Kaba devinsel alanda gördüğmüz farklılıklar ince devinselde olduğu denli belirgin olmamasına karşın şöyle sıralayabiliriz.

Ellerin kuş gibi sağa sola koldıralamaması timsah yürüyüşü yaparken ellerin kullanılmaması

Tek ayak üstünde zıplayamama

Yüzerken kolları tam anlamıyla açamama

Yüzerken sırt üstü yatışta dengeyi sağlayamama

Zıplayan topu yakalayamama

Denge sorunları

Geri geri yürümede zorluklar

Başı evet ve hayır anlamında eğerek kullanamama

Dua haraketi sırasında avuç içi dışarı dua etme

Ters el sallama

DEHB li çodcuklarda da gördüğimiz gibi Masada otururken sandalyeden ipek bir mendil gibi akma ,ya da istemediği davranışlarda tamamen akarak kendini yere bırakma .

 

DEHB de de görebileceğimiz dönerken bütünsel tutuş

Evde aileye belli timsah yürüyüşü ,baş ,kol çalışmalarını içerin kulltür fizik çalışmaları ,denge tahtası ,kürek çalışması ,ve ayarlanabilen  kondüsyon bisikleti kapalı alanlarda ailelerin de   yapılabileceği çalışmalardır.

 

İnce ve kaba devinsel alanda ki geri kalmalar ve farkılılıklar dilin semantik anlamını vermede engeller yarattiği için beden dili kullanımını da önemli oranda etkiler.

İnce ve kaba devinseldeki gelişm çalışmaları aynı zamanda dil gelişimi çalışmalarınıda destekleyecek çalışmalar olması otizm tanısında  eğtimin yaygın bir gelişimsel çaba olduğu gösterir.

Dil gelişimi :Dil gelişimi alanındaki çalışmalar çok kez otizmdeki konuşma geriliğinin yalnızca konuşma ya da vokalizasyon çalışmaları olduğu gibi bir yanlış anlamaya yol açar.Kimi çalışmalarda ifade edici dil anlamında ses ve anlam içeren etkinliklerden aynı başlık içinde sözedilirken işitsel ve görsel ayrımlaştırmaya dayalı etkinliklerden de alıcı dil olarak söz edilir.Bu nedenle dil gelişimi çalışmalarında yöntemi belirlemek açısından şöyle bir sıralama yapmakta yarar vardır.

 

Fonotik yani seslendirme

genel devinsel  gelişim ve koordinasyon

İşitsel ve görsel koordinasyon

 

semantik sorunlar

Bilişsel gelişim

Ve kişisel sosyal alandadır.

 

 

 

 

 Vokalizasyon:

vokalizasyon ; seslendirme ya da  fonotik diyebiliceğimiz bir çabayı olduğu kadar gelen bilginin yerleşeceği şemaları da kapsayan,semantik ,anlamsal , bilisşsel ve genel hareki yapıya bağlı psiko motor etkinliklerin koordinasyonundan oluşan  çabadır, Fonotik çalışma her şeyden önce ses telini için gerekli üflemeyi gerektirir.Dil gelişimi çok geri kalmışçocfukların çoğunda üflame yerine içe çekme vardır bu nedenle genel hareki koordinasyon çok önemlidir.Dil gelişimi çok geri olan otizm tanılı çocukların ağızlarından ses çıktığı halde öperken seses çıkarmadıkları bilinir.Fonotik çalışmalar için üfleme ,dil egzersizleri yanı sıra genel haraketin performanslı boyutuyla çalışılmasının yararı olduğu görülmüştür.Konuşabilen otizm tanılı çocukların bir kısımının yeni Türkçe öğrenen bir alman sivesiyle konuşması dil egzersizi çalışmalarına gereksinimi gösterdiği gibi nefes kuvettinin ve genel motor koordinasyonun artırılmasını da gösteren   bir durumdur  

Devinsel gelişim ve motor koordinasyon:

Dil gelişiminde ince ve kaba devinsel gelişmde koordinasyon sağlama ve geliştirmenin önemi açıktır.

Dilin semantik yapısını sağlamak için de genel motor koordinasyona gereksinim vardır10 14 ay arası çocukların yaptığı işaretlemeler ve anlamlandırmalar için kaba devinsel gelişiminin yeterli olması gerekir elleri iki yana açarak nerede uzağı işaret parmağı ile işaretleme, baş hareketleri evet hayır anrlamlarını verme dil gelişiminin önemli kilometre taşlarıdır dil gelişiminin ölçüldüğü  evreden başlayarak  bulunan normal çocukların yaptıkları haraketlerin model olarak kullanılması yararlı beir yöntem olabilir.Çalışmalar sırasında tiyatrocuların büyük oynama dedikleri biçimin de konfuşmak çocukların önce anlamasını kendileri yaptıktan sonra da anlatmasını kolaylaştırır.Bunun için at pazarında el sıkışıyormuş gibi el sıkmak çok uzakta sesini işitmeyecek biriyle konuşuyormuş gibi görsel el işaretleri kullanmak ve kullandırmanın da yararı yadsınamaz.

İşitsel ve görsel ayrımlaştırma

Görsel keskinlik ve işisel keskinlik sorunu olmadığı bilinen bir çok otizm tanılı çocuğun ailesinin ilk şüphlendikleri şey çocuklarının işitmediği ya da görsel keskinlik sorunları olduğudur.İiştesel ayrımlaştırma vucudun genel ritim olugusuna bağlı olarak sesler arasındaki farklılıkları tanımlayabilmektir.İşitsel ayrımlaştırmayı geliştirmek için yapılacak çalışma ritim çalışmasıdır.Okuma becerilerindede temel bir öge olan ritim çalışmaları çocuğun çevredeki sesleri birbirnden ayırabilmesini sağlar.

Ritim çalışmalarını yaparkan iki heceli seslenden çok heceli seslere doğru geçiş çocuğa kolaylıklar sağlar.Ritim çalışmaları aynı zamanda arabaya abara ,kelebeğe kebelek deme gibi syntaks sıralama hatalarını da giderebilen çalışmalardır.

İşitsel çalışmalarda olduğu görsel çalışmalarda da ayramlaştırma işaret delinin okunması için gereklidir.Benzerlik ve farklılıkların öğretilmesi gözün okuma sırası ve düzeni labirent çalışmaları,yap boz çalışmaları  ve bilgisayar destekli çalışmaların görsel ayrımlaştırma yı artırmada yararı bilinmektedir.

l

 

 

 

Dil gelişimi çalışmasını genel motor bilişsel ve kişisel sosyal çalışma kompleksi ele aldığımızda dil gelişmi çalışmalarının  bilişsel etkinlikler olmaksızın yapılamayacağı da açıktır.Tüm nesnelerin üç boyutlu yapılarının tanımlanması,dokunsal ,işitsel  duysal çalışmaların yapılması , gerçek ve illustrativ dresimlerin ayrımlarının oluşturulması  gerekir.İşaretleme ve anlamlandırma çalışmaları için gereken bilişsel ögeler kavramlar ve tanımlamalar görsel ve işitsel uyaranların tanımlanması ve  öğretilmesi  trafik levhalarında olduğu gibi sembol resimlerin kfllanılmasını ve giörsel bir dil oluşturmayı kolaylaştırır.

Dil aynı zamanda piaget in bize belirttiği gibi özümleme yaparak çocuğun karşılaştığı bir durumu ya da bilgiyi kendisinde daha önce varolan bilişsel yapı içine alma sürecidir. Bu nedenle Karşılaştığı durumu anlamlandırma. Ve gördüğü köpek ile koyunun farkını anlatma gibi uyumsama ve nesneler arası bağlantıları oluşturacak örgütleme çalışmaları iç dili oluşturmak ve semantik ya da diğer adıyla anlam için önemlidir.Bunun için resimlerle öykü anlatamı ve kendine resimler vererek öykü kurma,basit olayalardan başlayarak mektup yazma yapılabilecek çalışmalardır.

Aritmetik ve geometrik kavramların  resimlerde kullanılmasıyla geliştirelebilecek bilisel çalışmalarda piagetin evreleri arasından geçiş yapabilmek mümkün olabilmekle birlikte bir çok çocuğun okuma yazma bilmesine karşın bilişsel bozukluklar gösterirlar

1)         Doğum ile iki yaş arası gerçekleşen duyu-hareket evresi

2)         İki-yedi yaşları arasında gerçekleşen işlem öncesi dönem

3)         Yedi-on bir yaşları arasında gerçekleşen somut işlemler evresi

4)         On bir yaşından başlayıp yetişkinlikte de devam eden soyut operasyonlar

Evreler arasında geçişler okuma dil ritm ve anlama ve diğer becerilerin becerileri gelişmesi ile hızlanabilir.

 

 bilisel gelişimi düzenlemek yine devinsel çalışmalar yanısıra görsel ayrımlaştırma çalışmaları ile mümkündür.

 

Ekolali : Dil gelişimi başlığı altında ele alabiliceğimiz gibi kişisel sosyal bölümdede sözerebeleceğimz çalışmalardan biri de ekolali alanındadır.Çok az seslendirmenin olduğu çocuklarda da son işaretin tekrarı şeklinde davranış olarak da görülebilir.Söz gelimi elle çocuğa  önce topu sonra daireyi gösterdiukten sonra topu eline vererek   bu topmu daire mi dendiğinde daireyi gösterir .Oukuma payabiliyorsa yine son yazıyı gösterir.Son söylenilen sözün tekrarı olarak çok görülen bu konuşma biçimi öğrenme olan konuda söz gelimi otomobili gösterirken bu otumobil mi yoksa kuş mu gibi sorularla çocuğun kendi yanitını gülerek düzeltelebileceği sık çalışmalarla giderilebilir .

Üçüncü ve ikinci tekil sahıs kullanımı .

Çocuğun nörolojik gelişiminin düzeyine göre üçüncü tekil ya da ikinci tekil kullanımı vardır.Kişisel sosyal gelişimin kaba devinsel gelişimin artmasıyla ben benim gibi büyük hareketlerin oluşturulması ben sen kavramının oyunlarla oturtulmasıyla azaltılabilen bir farkılılıktır.

 

 

.

   Kişisel sosyal gelişim:Ailenin çocuğu hasta görmeyerek onun kendi bağımsızlığına olabildiği kadar önem vermesi bir çok normal çocuğu olan ailenin dahi pek yamadığı bir şeydir.Neredeyse çocuğun Çocuğun semptonlarına sevgiyi getiren hastılık hastalığı yaratıcı koruyucu tavırlar zaten kendi anlama ve anlatma sorunları olan çocuk için bir engeldir.

Bir çok DEHB li çocuklukta gözüken

Göz temesı sorunlarını bu başlıkta ele aldığımızda karşılıklı konuşmaların ve diğer çalışmaların kişisel sosyal gelişime etkisi açıktır.

Kişisel sosyal gelişim diğer çalışmaların başırısbını  ve çevrenin sosyo kültürel yapısını gösteren önemli bir alandır.

Bu alandaki sorunlardan birisi de yine ülkemizde özellikle anaokullarında çok rastlanan ve bağlanma bozukluları olarak tanımlanan anna çocuk baba çocuk yapışık kişilikleridir.

Çocuğun kendi bedeneni kullanmayarak bir başkasının elini adeta bir vinç kullanırcasına yaptırması bu başlık altkında ele alabiliceğimiz  özel farklılıklar arasındadır.

Daha önceleri yalınzca çocukluk sizofrenisi olarak tanımlanan otizmen öğrenme bozuklukları ile örtüşük hiperleksi diskalküli .disgrafi  gibi öğrenme bozuklukları ile gözükmesinin yanı sıra şizofreninin belirgin özelliği dissossasyon ve güvensizlik olarak alğılanabilecek çevreyi algılamadaki bozukluk tan farklı olarak utangaçlık vardırbbirbirine yakın gözüken bu kavramda utangaçlık kişiliğin geç gelişimini gösterir.Bu anlamda otizmin kişisel sosyal alanda bir bozukluk değil geç bir gelişim olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Aile özellikleri

Otizm tanısı konulan aileler yine DEHB li ailelere benzeyen attidüdler göstermekle birlikte kanner anneliri soğuk ya da ice mummy  olarak tanımlar

Çok kibar gözüken ancak çok değişken olduklarını belirtir.

Ebeveynlerden en az birinin aşırı otorite sahibi olduklarını

Zeka düzeylerinin yüksek olduğunu

Ebeveynlerden en az birinin fıkra anlatamadığı

 

Kedi köpek kuş gibi ev hayvanları beslemediklerini

 obssesiv kompülsiv özelliklere sahip olduğunu belirtir

 mancauser sendromu yaşayan kimi annelerin  otizm alanında  görülebileceği de  de bir gerçektir.

 

 

 

31/12/2006

ritalin ve uyuşturucu

ritalin ve uyuşturucu

uyuşturucu karşıtı aileler

 Ritalin kullanmakla uyuşturucuya destek vermiyorsunuz.

Ritalin kullanan *büyüyünce de ritalin kullanmaz * diyor hekimler.

Çocuğu hiperaktiviteden yerinde duramayan, öğrenme sorunları  ve sosyallleşme sorunları giderek artan, çocuklar *ritalin kullanmasınlar* iddiası ne bahasına veriliyor.İleriki yıllarda uyuşturucu kullanıcısı olma ihtimali Ritalin yüzünden mi var?

Toplumda öğrenme  güçlüğü oranı ciddi boyutlarda yaşanırken ve tedavi olmamışların davranış problemleri artarak daha az sağlıklı bir toplum ortaya çıkarken uyuşturucu kullanma olasılığı artmıyor mu?

Diğer yandan ailelerin kafasını daha da  karıştırmak için şunu söyliyelim.

ilaç firmaları ve hekimler ritalin kullanan uyuşturucu kullanıcısı yok diyor

Çocukluğunda hayali arkadaşı boda yüzünden hekime götürülen Curt Cobain (nirvana) ve eşi courtney love ikisi de ritalin çocukluklarıydılar.

Peki yetiştikleri oduncu kasabası Aberdeen in babasızlıklarının ,Boda  nın, annelerinin yaşamlarının hiç mi önemi yoktu.Tek suçlu ritalin mi?

Bakın, novartis ilaç firması bile kendi ilacını savunamıyacak hale gelmiş

.Uyuşturucu kullanıcısı yetiştirmek için eğitimsizlik ve uygun ortam yeterlidir.Ritaline gerek olmadığı bilinmelidir.

şimdi şu ilginç ritalin tanıtımına bakalım.

bu kadar da masum olması inandırıcılığını biraz etkiliyor demeden de geçmek mümkün değil.

 

 

 

 

Dikkat Eksikliği / Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve Ritalin®

 

DEHB, çocuklarda görülen ve sıklıkla dikkatini toplayabilme süresinin kısalığı, dikkat dağınıklığı, emosyonel labilite (ruhsal durumda hızlı değişikliklerin gözlenmesi), impulsivite (harekete yöneltici, itici, zorlayıcı yapı), aşırı hareketli olma hali, minör nörolojik bulgular ve anormal EEG (beyin elektrik akımının kaydedildiği elektroensefalografide normalde görülmeyen dalgaların görülmesi) gibi durumların gözlendiği bir olgudur. Öğrenme bozukluğu olabilir ya da olmayabilir. Tanı, sadece bu özelliklerden bir ya da birkaçının bulunmasına göre değil, kapsamlı bir öykü alınması ve çocuğun ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi yoluyla konur.

İlaç tedavisi, DEHB tanısı alan çocukların hepsinde endike değildir. Stimülan ilaçlar, çevresel faktörlere bağlı semptomları olan çocuklarda (özellikle istismara maruz kalanlarda) ve/veya psikozu da içeren primer psikiyatrik bozukluğu olan çocuklarda endike değildir. Genellikle uygun eğitsel ve psikososyal yaklaşım gereklidir. Genel önlemlerin tek başına yeterli olmadığı durumlarda çocuğun semptomlarının kapsamlı ve titiz değerlendirilmesini takiben tedaviye bir stimülan eklenmelidir.

Ritalin, motor aktivitelerden ziyade mental aktiviteler üzerine etkileri daha ön planda olan hafif bir merkezi sinir sistemi stimülanıdır. DEHB semptomları olan çocukların stabilize edilmesi amacıyla psikolojik, eğitsel ve sosyal önlemleri de içeren geniş kapsamlı bir tedavi programının bir parçası olarak kullanılır. Ritalin, herhangi bir ilacın herhangi bir hastalıkta kullanılabilmesi için bir onay verme mekanizması olan Amerika Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından DEHB olan çocukların tedavisinde kullanım için onaylanmıştır. Bu endikasyonda kullanılan ilaçlar içinde üzerinde en çok çalışma ve yayın yapılan ilaç yine Ritalin'dir. Bu çalışmaların ortaya koyduğu gerçek şudur ki, Ritalin'in tedavi amaçlı kullanımı sonucunda bağımlılık yapıcı etkisi yoktur ve Ritalin tedavisi alan çocuklar ileriki yaşamlarında uyuşturucu madde bağımlısı olma riski taşımamaktadırlar.

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Yankı Yazgan, Ritalin'in de içinde bulunduğu stimülanların DEHB tedavisindeki etkinliği ve güvenliliğine ilişkin şu görüşlere yer vermektedir: "Tıpta, uygulandığı zaman %90 oranında cevap alınacağı bilinen ve aynı zamanda yan etkisi bu kadar az olan çok az sayıda ilaç vardır. Başağrısı ve karın ağrısı gibi şikayetler okulda en sık rastlanabilecek yan etkilerdir. Ritalin kullanan herkesin bildiği bir şey, bu ilacın alışkanlığa götürücü keyif verici bir etkisi yok; aksine rahatsız edici hisler ("tatsız" diye tanımlıyor çocuklar) tarif edilmekte. Ritalin tedavisi alanlarda uzun süreli (yaklaşık 25 yıl sonrasında) takiplerde bulunan bilgilere bakılırsa, ritalin kullanmayanlarda madde bağımlılığı çok fazla görülmekteyken, tedavi görmüş olanlarda bu duruma hemen hiç rastlanmamaktadır."

Türkiye'de Ritalin aktif promosyonda olmadığı için Novartis'in hekimlere bu ilacı hatırlatıcı herhangi bir etkinliği yoktur. Tüm ilaçların reçete edilmesinin dayandığı ilke olan potansiyel risklerine rağmen ilacın hastaya yarar sağlayacağına ilişkin hekim kanaati Ritalin örneğinde de geçerlidir. Buradaki amaç çoğunlukla eğitim yaşamlarının başında olan çocukların ileride gereksinim duyacakları bilgileri alabilmeleri amacıyla bir konu üzerinde odaklanabilme yetilerini artırmakla birlikte aileleri ve sosyal çevrelerinde daha uyumlu ilişkiler kurabilmelerinde onlara yardımcı olmaktır

 

hiperaktivite .otizm ve panik üstüne bayram mektubu

İyi bayramlar ,mutluluklar herkesin olsun,.Yeni yıllar dileyen mektuplar gerçekten yaşama anlam katan metuplardır.Bu bayram sabahı ,çukulata toplayan çocuklardan önce gelen ilk mektup bayram kutlamamız icin bir vesile oldu .Önce iyi bayramlar ve yeni yıllar dileyip mektubumuzu  birlikte okuyalım ve yanıtlayalım.

 

Merhabalar

bizim de 5 yaşında gelişimsel bozukluk gösteren bir oğlumuz var; Güneş. 20 aylığa kadar her şey normal seyrediyordu taklit yapabiliyor Anne baba diyor vs birden bire gelişim durdu. Babası olarak ben ve çocuk doktorumuz durumu pek önemsemedik fakat içe kapanıklık aşırı hareketlenme bizi ürküttü ve alel acel hemen evimizi taşıdık Güneş Nişantaşında 1 yıl kadar İç Görüye devam etti bu esnada 10 ay kadar zaman kaybettik Güneş 2,5 yaşında denetim altına alındı İç Görüde bize 1 yılın sonunda Güneş'e verebileceklerini verdiklerini bundan sonra eğitime evde devam edilebileceğimizi kendilerininde destek olabileceklerini söylediler. Eşim avukatlık yapıyor Prof Nevzat Tarhan eşimin müvekkilidir Güneş'i kontrol ettikten sonra oğlumuzun hiper aktivetesinin çok yüksek otistitesinin düşük olduğunu dolayısıyla Güneş'e hiper aktivetesinin kontrol altına alınabilmesi için RİTALİN verilmesi gerekebileceğini söyledi bu ilaçla ilgili internette ve çeşitli yayınlarda okuduğumuz haberlerden ötürü Ritalin hiçvermedik Dha sonra Doçent Sabiha hanıma götürdük Sabiha hanım eğitimin önemli olmadığını Güneşe vitaminlerle yardımcı olunabileceğini aktardı 6 ay kadar verilen Omega3 agırlıklı vitaminlere devam ettik ayrıca depakin ve risperdal kullanmaya başladık. 3 haftadan bu yana risperdali kestik sadece gündüz bakıcısı az ölçekte depakin veriyor Güneş şu an 5 yaşında 3 aydan beri Klinik Psikolog Feza Çiftçi hanımla haftada 1 gün terapiye katılıyor Ayrıca Pedagog Meltem hanım haftada 2 gün yuvaya hazırlıyor Bayramdan sonra her gün Meltem hanımla (Haftada 4 gün)birlikte olacak Biz İç Görü den sonra Güneş'in eğitimine ara vererek çok zaman kaybettik Her anne babaya çocukları güzel gözükür Benim oğlum gerçekten çok güzel bir çocuk Güneş komut alıyor göz teması iyi 10 12 kelimelik hazinesi var(hadi kalk gel baba bitti vs) tuvalet terbiyesi büyük ölçüde aldı bazen şaşmalar oluyor küvete yapmak istiyor vücudunu çok iyi kullanıyor Güneş le evde her gün sallanan koltuk Müdür koltuğu taklalar sert masajlar emekleme çalışıyoruz önümüzde sabırlı ve uzun bir yol var Sizin arştırmalarınızı dikkatle izliyorum bu konuda bizim gibi ailelere ve çocuklarına inanılmaz katkılar sunuyorsunuz Bundan sonrada dikkatle sizi izleyeceğim.

Bu vesileyle şahsınızın ve tüm katılımcı ailelerin Yeni yılını ve Bayramını kutlar sağlık ve esenlikler dilerim

Saygılarımla Ergun Cemal Yazgan

Yine her zaman yaptığımız gibi yapıp bölümler halinde eğitsel irdelememize başlayalım;

 

bizim de 5 yaşında gelişimsel bozukluk gösteren bir oğlumuz var; Güneş. 20 aylığa kadar her şey normal seyrediyordu taklit yapabiliyor Anne baba diyor vs birden bire gelişim durdu. Babası olarak ben ve çocuk doktorumuz durumu pek önemsemedik

 

Otizm öykülerinin *20 aylıkken birden başladı* tanımı gerçekten çok yapılır.Disintegratif bozukluklar için çok kullanılan bir tanım olmakla birlikte aslında  zayıf kalmış küçük ve büyük hareki koordinasyonun ve beyindeki disfunciounun ilk belirlenmesidir.

İlk yıl içinde işaretleme ve mimiklerin gelişemeden bir iki sözcüğün çıkabiliyor olması tanıyı çok gez geciktirir.Sizde de böyle olmuş,denver gelişim tanama ölçütlerine göre 20 aylık tanı verilerinde çoğunlukla bir yaş dil gelişimi özellikleri,kişisel sosyal gelişimde gecikmeler ve ince ile kaba devinselde anlamlı olmayan hafif geri kalışlar görülür.

Ülke genelinde çocuklarımızın otonomisine yani özbakımı ve öz idaresine pek önem vermediğimizden genellikle çatal kaşık kullanımı ev işlerine yardım itemlerinde de bir başarısızlık vardır ve Kişisel sosyal olarak DGT de adlandırılan bu önemli ölçüt bir geri kalma gibi yorumlanmayabilir.

Söz ettiğiniz gelişim gecikmelerini aile olarak görmemeniz doğaldır.Ne ki hekiminizin bu gelişim karşısında hiç olmazsa bir sarı alarmla uyarı vermesi gerekirdi diye düşünmemek elde değil.Benzeri durumlarda çocuk nörologlarına ya da denver gelişim tarama ölçütü kullanan çocuk doktorlarına gitmenin yararını da anımsatmak doğru olacaktır.

fakat içe kapanıklık aşırı hareketlenme bizi ürküttü ve alel acel hemen evimizi taşıdık

Ve erteleminizin kendini göstermesi güneşteki hareketlenme ile  başlamış,.Burada şunu söylemek gerekir her patolojik hareketlenme elbette otizm değildir ve bu yaşta birçok çocuğa otizm tanısı koymasını gerektirmez.Görsel algıdaki bozuklukları,sağ sol oturmamasını (lateralleşme belirlisizlikleri ) bütünsel tutuş ,serçe parmağı ile avuç içi yakalama ,orta parmak kullanımı,el göz koordinasyonu dengesizlikleri, göz teması eksikliği,parmak ucunda yürüme gibi bir çok otistik çocukta görülen belirtiler temelde öğerenme bozuklukları yelpazesinde bulunan çocukların semptonlarıdır.

Otistik olmayan öğrenme çağındaki çocuklarımızın bir kısmında net olarak görebileceğimiz benzeri sorunlar otizmde semptonların üst üste nasıl yapıştığını da gösterir kanıtlardır.Öğrencilerim İlkokul üçteki Ö, D ve dördüncü sınıftaki K ile E benzeri örneklerdir.Öğrenme bozuklukları çalışmaları geciktiği halde gerek işitsel ve görsel ayrımlaştırma gerekse kaba devinsel çalışmalarla eksikliklerini kapatmaya çalıştıklarını söyleyebiliriz.

Öğrenme bozukluklarındakİ ya da özgül öğrenme güçlüklerindeki sorunların küçük yaşta belirlenğinde paniğe kapılmak elbette olabilen bir şey.Ancak giderilebilecek yaşta olması da serinletici bir durumdur.Yine bu durumda çocuk nörolojisi imdada yetişebilen bir bilgi ve uygulama gücüne sahiptir.

Bu yaştaki tıbbi sağıltım içinde ilaç kullanımı gerekli olabilir genele ait öngörülerle bu sağıltıma karşı direnç göstermemek yararlı olabilir.Eğitimsel olarak yapılması gereken çocuğun hareket düzeyini artırmak,performansılı yürüyüşlar yapmak ,ince ve kaba devinsel gelişimini artırmaya çalışmak,çocuğun kişisel sosyal gelişimini tuvalet eğtimi ve ve kendi başına yemek ,giyinmek gibi eğitimlerini sürdürmek olmalıdır.Ve elbette ailenin eğitimini artırmak,nasılbir sorunla başbaşa kaldığnı anlatmak farkındalığı artırmak, morallerinin düzgün olmasını sağlamaya çalışmak çok önemlidir

Zaten siz de böyle düşünmüşsünüz.Ve sanırım evinizi eğtm merkezine yakın olarak taşıyarak işe başlamışsınız.

 

Güneş Nişantaşında 1 yıl kadar İç Görüye devam etti bu esnada 10 ay kadar zaman kaybettik Güneş 2,5 yaşında denetim altına alındı İç Görüde bize 1 yılın sonunda Güneş'e verebileceklerini verdiklerini bundan sonra eğitime evde devam edilebileceğimizi kendilerininde destek olabileceklerini söylediler. Eşim avukatlık yapıyor Prof Nevzat Tarhan eşimin müvekkilidir Güneş'i kontrol ettikten sonra oğlumuzunper aktivetesinin çok yüksek otistitesinin düşük olduğunu dolayısıyla Güneş'e hiper aktivetesinin kontrol altına alınabilmesi için RİTALİN verilmesi gerekebileceğini söyledi bu ilaçla ilgili internette ve çeşitli yayınlarda okuduğumuz haberlerden ötürü Ritalin hiçvermedik

Evet şimdi aileler için daha genel bir alana girdik ki gerçekten ailerimizin paniğini en güzel yansıtan yer mektubunuzun bu bölümü ile başlıyor.İçgörü markası ile çalışan arkadaşlarımız Denver Gelişim tarama ölçütlerindeki standartlara ulaştıklarını ve artık herşeyin bittiği kanısına varmış olabilirler.Belki de pas ettiler:) bilemiyoruz.Ne ki Nevzat Tarhan beyefendi önemli bir ekol uygulaması ile tanıyı koyarak ilacını vermiş.

Koyduğu tanı özgül öğrenme güçlüğündeki aşırı hareketi ve anksietieyi kıracak bir ilaca yol açmış.Amfitamin bazlı ritalin....Kendi adıma hekim olmamakla birlikte uyuşturucu sorinları üstüne yazan biri olarak ritalin kullanımını eleştirdiğimi ve kimi durumlarda olumlu karşıladığımı  naçizane söyleyebilirim.Evet ritalin yetişkinler tarafından kullanılarak istismar edilmemelidir.

Ne ki böylesi ağır haraketlenme sorunlarında kullanımı yararlı olabilir bu konuda hekiminize uymanız iyi olurdu diye düşünmmek elimde değil.Ömür boyu devam edebilecek bir hastalığın karakterini göstermesi bakımından da yararlı olabilirdi.Çocukluk çağında uyarıcıların uyuşturucu etki yapmasıyla merkezi sinir sistemini etkileyen amfitamin türevi ilaçların patolojinin ilerlememesi açısından yararı da kullanan öğrencilerde görülmüştür.Siz ailece seçeneğizi klluanamış ve sayın Tarhan ın tedavisi ile ilgilenmemişsiniz.

Daha sonra Doçent Sabiha hanıma götürdük Sabiha hanım eğitimin önemli olmadığını Güneşe vitaminlerle yardımcı olunabileceğini aktardı

Sabiha hanımın bayramı da kutlu olsun ,herkese yaptığı öneriyi size de yapması eğtimin önemli olmadığını söylemesi bana tıp eğtimi almış birisi için doğrusu çok ilginç geliyor.Kendisi de tıp fakültesini vitaminle bitirmiş olmalı ...

6 ay kadar verilen Omega3 agırlıklı vitaminlere devam ettik ayrıca depakin ve risperdal kullanmaya başladık. 3 haftadan bu yana risperdali kestik sadece gündüz bakıcısı az ölçekte depakin veriyor.

İlaç konusunu kısa kesecağiz elbette ama bu konuda kafanız tüm aileler gibi çok karışık,peki; risperdal ve depakin nasıl ilaçlar? Ritalin"in suçu neydi.?Depakin gibi sersemleten ve risperdal gibi uyutan ve her ikiside karaciğer üstünden kuvvetle çalışan ilaçlar değil mi.? Burada sanırız artık şunu söylemek mümkün, bu yaşta bir çocukta depakin ve risperdal gibi ilaçlar kullanılıyorsa artık* herşeye rağmen* mantığı vardır ve ömür boyu anlamında gelebilecek tanılar vardır.

Gerçekten böylesi tanılarda uygun hekimle ve ekiple karşılaşmak bir şanstır demeliyiz ve devam etmeliyiz

Güneş şu an 5 yaşında 3 aydan beri Klinik Psikolog Feza Çiftçi hanımla haftada 1 gün terapiye katılıyor

Ayrıca Pedagog Meltem hanım haftada 2 gün yuvaya hazırlıyor

Bayramdan sonra her gün Meltem hanımla (Haftada 4 gün)birlikte olacak

Neyse ki Sabiha hanımı fazla dinlememişsiniz ,balık yağı ve depakin ikilisi kafanıza pek yatmamış belli.Eğitime devam ediyorsunz hiperaktivite ve öğrenme bozuklukları eğtitim ve öğretimie daha fazla engel olmadan çocukta bıkkınlık yaratıp içe kapanmadan ve,öperken sessiz öpme ekolali ve üçüncü tekil sahıs kullanımına geçme gibi otistik davranışlar oturmadan eğitimi hızlandırmanızda yarar var diye düşünmemek elde değil.Devletin size verdiği olanaklarla bile ücretsiz olarak daha fazla eğitim almanızın mümkün olduğunu söylemeliyim.Bu konuda kendinize uygun bir rehabilitasyon merkezi bulmanız elbette mümkün.

Biz İç Görü den sonra Güneş'in eğitimine ara vererek çok zaman kaybettik

İçgörüdeki arkadaşlarımızı suçlamadığınızı düşünüyoruz onlar da isizin iyiliğinizi isteyen ve eğtime önem veren arkadaşlardır.Konuya münferit bir talihsizlik desek çok politik karşılamassınız sanırım.

Her anne babaya çocukları güzel gözükür Benim oğlum gerçekten çok güzel bir çocuk Güneş komut alıyor göz teması iyi 10 12 kelimelik hazinesi var(hadi kalk gel baba bitti vs)

Güneşin bayramını kutluyorum .Elbette çocuklarımız güzeller veöğrenme bozuklukları onları daha az sevimli hale getirmeyi beceremedi, beceremeyecek de.

tuvalet terbiyesi büyük ölçüde aldı bazen şaşmalar oluyor küvete yapmak istiyor vücudunu çok iyi kullanıyor

Beş duyudaki dengesizlik ve Piaget in deyimiyle hareki koordinasyondaki eksiklekleri gidermeniz gereği gözüküyor.

Güneş le evde her gün sallanan koltuk Müdür koltuğu taklalar sert masajlar emekleme çalışıyoruz

önümüzde sabırlı ve uzun bir yol var Sizin arştırmalarınızı dikkatle izliyorum bu konuda bizim gibi ailelere ve çocuklarına inanılmaz katkılar sunuyorsunuz Bundan sonrada dikkatle sizi izleyeceğim.

Ergun Cemal Yazgan

Bu güzel bayram günü ve yeni yıl başında bayramlaşma vesileniz mektubunuz için gerçekten bizler size çok teşekkür ederiz.Bilimsel araştırma bulgularından yararlanan eğtimbilime güveninizin de en az omega yağları ve vitaminler kadar  olması bizleri sevindirecektir.Tüm ailelerin paniklemeden gereğini yaparak sorunların üstesinden gelebileceğimizi anlatabilirsek en mutlu yine bizler olacağız.

Tüm ailelerin ve eğitim camisasınının yeni yılı ve bayramı kutlu olsun